Çanakkale Cephesi’nin
deniz harekatı (Boğaz’ın zorlanması), kuşkusuz sıradan bir askeri
harekat, ya da muharebe olayı değildir. Boğazlar, konumu ve tarihi önemi
itibariyle, İstanbul Karadeniz kapısı, Çanakkale de Ege Denizi kapısı
olarak, geçmişte taşıdıkları ve çağımızda taşımakta
oldukları stratejik önem ve değer açısından daima birlikte mütalaa
edilmiş ve edilmektedir.
Her iki boğaz,
klasik ve dar çerçevede sadece Akdeniz’i Karadeniz’e, Avrupa’yı
Asya’ya bağlayan su geçitleri ya da köprüler değil, Akdeniz’in öteki
önemli su geçitlerinden Cebelitarık ve Süveyş kanalı ile de bütünleşerek,
dünyanın büyük denizlerini (Atlas ve Hint okyanusu gibi) ve büyük kıta
kara parçalarını birbirine bağlayan, daha geniş anlamdaki jeopolitik
konumuyla, dünya siyaset ve iktisadiyatı üzerine olan etkilerini bu gün
de korumaktadır. Bu nedenlerledir ki, Türk Boğazları, uluslararası
ilişkilere yön vermede daima odak noktası olmuşlardır.
Gerçekten
tarihin eski dönemlerinden beri ön planda, Avrupa ve Asya ülkeleri arasında
başlamış olan ekonomik, ticari ve siyasi ilişkilerle, askeri
hareketler, sürekli olarak Boğazlar bölgesinde cereyan etmiştir. Başka
bir deyişle Boğazlar, dünyanın diğer parçalarında pek görülmemiş
ardı arkası kesilmeyen mücadelelere sahne olmuştur.
Boğazların
tarihin akışı içindeki stratejik durumu ve jeopolitik konumuyla ilgili
yukarıdaki kısa açıklamaların ışığı altında, Çanakkale
Muharebelerinin sonuçları üzerindeki değerlendirmeler, kuşkusuz daha
bir önem ve anlam taşıyacaktır. Böylesine bir değerlendirmenin daha
gerçekçi ve sağlıklı olabilmesi ise, büyük devletlerin Türk Boğazları
üzerindeki ulusal emellerine kısaca da olsa, bir göz atılmasını
gerektirir.
Birinci Dünya
Harbi öncesinin başlıca büyük devletlerinden Almanya’nın, “Drang
Nach Osten (doğuya doğru) politikası”, Rusya’nın ılık denizlere
ulaşma emelleri; İngiltere’nin, “denizlere egemen olan dünyaya
hakim olur” teorisine dayanarak, özellikle XIX. yüzyıldan bu yana güttüğü
Rusya’nın Akdeniz’e çıkmasını engelleme siyaseti, hep Türk boğazlarında
düğümlenmektedir.
Boğazların
bu tartışma götürmez önemi konusunda Napolyon “İstanbul bir
anahtardır. Istanbul’a egemen olan dünyaya hükmedecektir. Eğer
Rusya, Çanakkale Boğazı’nı ele geçirecek olursa, Tulon, Napoli ve
Korfu kapılarına dayanmış olacaktır” [431) demekle, Fransa’nın
Boğazlar üzerindeki duyarlılığını açık seçik ortaya koymuş
olmaktadır.
Rusya’nın
görüşüyse, Genelkurmay Başkanı Kropatki’nin bir raporunda; XX. yüzyılda
Rusya’nın en önemli işinin, Istanbul Boğazı’nı ele geçirmek
olduğuna işaretle, Osmanlı Devleti’ni, Boğazı Rusya’ya bırakmaya
hazırlamalı ve Almanya ile anlaşma yapmalıdır” şeklinde ifadesini
bulmaktadır.
Büyük
devletlerin Boğazlar üzerindeki kısaca açıklanan bu emelleri, onları
kendi aralarında da gizli birtakım mücadelelere yöneltmiştir.
Nitekim, Rus
Dışişleri Bakanı Sazanof, Çar tarafından da onaylanan bir raporunda;
“Boğazların güçlü bir devletin eline geçmesi, tüm Güney
Rusya’nın ekonomik hayatının, o devletin egemenliği altına
girmesidir” demekte ve bu durumun önlenmesi için, Istanbul’un alınmasını
önermektedir.
Öte yandan
Kasım 1911’de Rusya’nın, Osmanlı Hükümeti’ne Boğazlar üzerindeki
istekleriyle ilgili bir notasından haberdar edilen Ingiltere ve Fransa,
Rus isteklerini reddetmişlerdir.
Keza
Rusya’nın bu ve buna benzer çeşitli tarihlerdeki yinelenen daha birçok
istek ve baskılarının birbirini izlemesi, Osmanlı Devleti’nin
Birinci Dünya Savaşı’nda Merkez Devletleri safına kaymasında büyük
bir etken olmuştu.
Işte Boğazlar
üzerindeki bu gizli çıkar çatışmalarıdır ki, Ingiliz ve Fransızlar’ı
Istanbul’u almaya ve Ruslar’dan önce Karadeniz Boğazı’na el
atmaya yöneltmiş ve Çanakkale Cephesi’nin açılmasında başlıca
etken olmuştur.Ruslara silah ve malzeme yardımı sorunuysa, savaşın
sadece görünüşteki nedenini oluşturmuştur.
Böylece büyük
devletlerin Türk Boğazları üzerindeki tarihi emellerini ortaya
koyarken, bu devletlerden Ingiltere’nin bu cephenin açılmasında
birinci derecede aktif rol aldığını da belirtmek doğru olur.Nitekim
Ingiliz Donanma Bakanı Churchill, cephenin açılmasında büyük çaba göstermiş
ve etkili olmuştur.Gerçekten o, bu cephenin açılmasının baş mimari
olmuş, Türklerin askeri gücünü ciddiye almamış, olayı basit ve
sadece “sınırlı bir cezalandırma hareketi” olarak görmüştü. En
güçlü ve modern silahlarla donatılmış zırhlılarının Boğaz’da
görünüvermesiyle, Türklerin direnmekten vazgeçeceğini sanmıştı.
Kuşkusuz bu
büyük bir yanılgıydı. Ingilizler, Çanakkale’deki Türk savunmasını
ve askerini sadece matematiksel ölçülere vurup, onun yüksek manevi gücünü
görmezlikten gelerek, büyük bir hesap hatasına düştüler ve sonunda,
önce denizde, sonra da karada hiç de beklemedikleri amansız cevabı aldılar.Böylece
onlar, zaferi Boğaz’da, Türk top ve mayınlarına, karada Türk süngüsüne
bırakarak çekilip gittiler.
Anlaşma
Devletleri’nin Çanakkale serüveni bu suretle noktalandıktan sonra,
yukarıdaki açıklamaların ışığı altında, Türkiye ve uluslararası
politika ve diplomasi tarihi açısından ortaya koyduğu önemli sonuçları
da şöylece özetlemek mümkün olur.
ASKERİ
SONUÇLAR
1.Genellikle 18 Mart 1915’te geçen Boğaz
Muharebesi’nde kazanılan zaferle, Birleşik Filo (İngiliz-Fransız
donanmaları) nun Marmara’ya girerek, İmparatorluğun başkenti İstanbul’u
bir ay içinde ele geçirme planları suya düşürülmüş, böylece hükümet
çevrelerinde beliren ve halka yansıyan İstanbul’u kaybetme korkusu
ortadan kalkmıştır.
2.Boğaz’da elde edilen bu ilk zafer, çok geçmeden Gelibolu Yarımadası’na
yöneltilen çıkarmalarla başlatılarak, dünyanın en güçlü zırhlılarınca
sürdürülen cehennemi bombardımanlar altında Türk askeri, yılmadan
aylarca süren mevzi muharebelerinde yüksek bir moral ve doruğa ulaşan
bir mücadele azmi örneği vermiş ve sonunda düşmanlarını yarımadayı
terk etmek zorunda bırakmıştır.
3.Böylece karada kazanılmış bulunan bu ikinci ve nihai zaferle
de, Türk ordusunun Balkan Savaşı’nda zedelenen ve hatta yok olmaya yüz
tutan prestiji kurtarılmıştır.
4.Deniz ve kara. harekatıyla bir bütün olarak gerçekleştirilip tüm
anlamı ve çarpıcılığıyla Türk Harp Tarihi’nde yerini alan Çanakkale
Muharebeleri, Mustafa Kemal (Atatürk) gibi bir dahiyi yaratmış, Birinci
Dünya Harbi’nin bitiminden hemen sonra başlayacak Milli Mücadele’nin
bu eşsiz liderini Türk ulusuna kazandırmıştır.
5.Çanakkale Zaferi, Anlaşma Devletleri’nin Osmanlı Devleti’ni
ilk ağızda savaş dışı bırakarak, Almanya’nın güneydoğudan kuşatılmasını
amaçlayan stratejisini boşa çıkarmış, böylece savaşın en az iki yıl
daha uzamasına neden olmuştur.
6.Çanakkale Boğazı’nın kapatılıp Rusya’ya geçit
verilmemesi, onu müttefliklerinin silah ve malzeme yardımından yoksun
etmekle kalmamış, yarım milyonu aşkın İngiliz ve Fransız askerini
üzerine çekmekle bu kuvveti, Alman cephesinden uzak tutmuş ve
Almanya’nın Doğu Cephesi’ndeki Harekatnı kolaylaştırmıştır.
7.Çanakkale Muharebelerinin diğer bir anlam ve önemi de, çöküntü
donemini yaşamakta olan İmparatorluğun, dünya kamu oyunda yarattığı
kötü imajın sonucu olarak, Türkün iyice tükendiği sanılan gücünün
henüz tükenmemiş, koşullar nedenli ağır olursa olsun iyi sevk ve
idare edilirse, tüm zorlukları yenebilecek güç ve inanca sahip olduğunu
bu muharebelerde kanıtlamış olmasıdır.Bir başka deyişle düşman
devletler, her nedense Osmanlı Devleti’ nın çöküşü olayıyla,
onun asıl unsurunu oluşturan Türk ulusunun ceddinden miras olan savaş
azim ve ruhuyla ,inanç gücünün birbirinden farklı şeyler olduğunu,
bu muharebelerde çok daha iyi anlayabilmişlerdir.
8.Çanakkale Muharebeleri, Türk askerinin, dünyanın en güçlü zırhlıları
ve en modern harp silah, araç gereç ve bol cephanesiyle donatılmış
deniz ve kara ordularına karşı sergilediği başka ulusların
askerleriyle kıyas götürmez direnç ,azim ve ruhu, Türk İstiklal Savaşımızın
Kuvayı Milliye ruhuyla eş değer bir anlam taşıması açısından da
ayrıca tarihsel bir değere sahiptir.
9.Gerçekten Boğaz Muharebesi’nde Birleşik Filo’nun kendisi için
tehlikeler yaratan yalnız Dardanos Bataryası’nın yok edilmesi için
kullandığı 400’ü aşan topçu mermisine karşın, sadece iki subayımızın
şehit oluşu dışında, bataryaya ağır bir hasar verdirilememiştir.
Halbuki Boğaz’daki obüs bataryalarımızın tek bir yaylım ateşi sırasında,
Irresistable gemisinde 138 personelin yaşamını yitirdiği, İngiliz
tebliğlerinde açıkça belirtilmiştir.
10.Çanakkale’de Türk askerleri, bol cephaneye dayanan, yoğun
donanma ateşleri altında Türk’e özgü, sabır ve serin kanlılıkla
görevinin başında kaya gibi dimdik ayakta kalmasını bilmiştir .Öte
yandan bu dev armadalar, ateş etmesinden bile kuşkuya düşülen eski
birtakım demode toplarla alay edercesine savaşıyor karadaki Türk topçusu,
ona sadece 1900 mermi atabilirken, onlar tek bir bataryamıza (Dardanos”a)
4000 mermi kullanıyordu. Ne var ki, bu mermi yağmurundan karada hasar gören
dört Türk topuna karşı, sadece batan düşman gemilerinin üstünde 44
topunun birden Boğaz sularına gömüldüğü görülüyordu.
11.Aynı Birleşik Filo’n’un, 18 Mart Boğaz Muharebesi’nde, 18
savaş gemisinden 7’si savaş dışında kalırken, Çanakkale Müstahkem
Mevkii, savaş gücünü olduğu gibi koruyabiliyordu. Keza Filonun mayın
arama ve tarayıcıları, 11 mayın hattı üzerinde döşenmiş mayınlardan
sadece üç adedini etkisiz hale getirebilmişti
12.Türk tabyalarında hasar gören toplardan çoğu, onarılıp kısa
sürede ateşe hazır duruma sokuluyor, 3. bölgedeki (Boğaz’ın
Marmara ile birleştiği kesim) tabya da, sapasağlam duruyordu. İşte bu
durum karşısında Boğaz’ı geçemeden geri çekilen Birleşik Filo,
Çanakkale’nin aşılamayan çetin savunması karşısında pes edip,
yalnız denizden yapılacak zorlamalarla başarıya ulaşılamayacağı
gerçeğini kabul etmek zorunda kalmıştır.
13.Dünyanın en büyük deniz gücüne sahip İngiltere’nin görkemli
filosunun, Boğaz Muharebesi’nde düştüğü aczi, yarınların Çanakkale
savunucuları hiç bir zaman hatırından çıkarmamalıdır. Çünkü, bu
ve buna benzer saldırılar, geçmişte olduğu gibi gelecekte de
yinelenebilir.Ne varki 18 Martı unutarak böyle bir saldırıyı ileride
de göze alabilecek düşmanlar, karşılarında dünyanın yeniliklerine
gözlerini kapamış bir Osmanlı Devleti yerine, bu kez XX. yüzyılın
en son bilim ve teknolojisine dayanan en modern silahlarla donatılmış
bulunan Cumhuriyet Silahlı Kuvvetleri’ni bulacaktır.
14.Çanakkale Cephesi deniz ve kara harekatıyla birlikte mütalaa
edildiğinde görülür ki, bu cephede geçen muharebeler, hasım kuvvet
olarak katılmış olan Ingiltere ve Fransa’nm, bir yıl boyunca
Gelibolu Yarımadası’nda yarım milyondan fazla büyük bir kuvveti
tutmak zorunda kalmaları ve bunun % 50’sini kaybetmiş bulunmaları,
haliyle diğer cephelere kuvvet ayırabilme açısından savaşın genel
seyrini etkilemiştir.Keza Türklerin de bu cepheye ayırdığı
300.000’den fazla askerden verdiği zayiatın, 211.000’e ulaşmış
olması diğer cephelerdekinden kıyaslanamayacak bir fazlalık göstermektedir.Bunun
insan gücü açısından yarattığı boşluk, yalnız Birinci Dünya
Harbi sırasında değil, onu izleyen Türk İstiklal Harbi boyunca da
hissedilmiştir.
SİYASİ
SONUÇLAR
1.Çanakkale’de denizde ve karada kazanılmış olan her iki zafer,
Osmanlı’nın Balkan felatiyle içte ve dışta sarsılmış bulunan devlet
prestijini kurtarıp güçlendirmiş, hükümetin iktidarda kalış sürelerini
uzatmıştı.Anlaşma Devletleri’nin savaşın başından beri bekledikleri
hükümet krizi olmamış ve kabine değişikliğine de gidilmemiştir.
2.Türk ulusunun tarihini süsleyen çok sayıdaki zaferlerine,
Çanakkale’de, bütün dünyanın gözü önünde bir yenisini daha ekleyerek elde
ettiği parlak zafer, onun eski güç ve dinamıiznıini koruduğunu, çöküntü
dönemini yaşayan ve can çekişen bir imparatorluk içinde hala kahraman bir
ulusun varlığını, yeniden ortaya koymuştur. Bir başka deyişle Çanakkale’de
ölmesini bilenler, Türk milletinin tarihten silinmeden yaşayacağını
kanıtlamıştır.
3.Çanakkale Zaferi, Batılıların Doğulu müttefiki Rusya’ya ulaşmasına
olanak tanımamış, mahsur kalan koskoca Çarlık Rusyası içerden çökerek,
Bolşevikliğin pençesine düşmüştür.
4.Çanakkale’de Türk savunması aşılabilse ve Boğaz açılabilmiş
olsaydı, savaş kısa sürede biter, Rus ihtilali patlak vermez, verse
bile, İngiltere ve Fransa’nın işe karışmasıyla bu ihtilal daha başlangıçta
boğulabilirdi. Böylece müttefikleriyle birlikte zaferi paylaşmakta
gecikmeyecek olan Ruslar, Çarlarının taksim planı gereği kendilerine
daha işin başında söz verilen Boğazlar ve İstanbul’u işgal etmiş
ve Deli Petro’dan beri izledikleri, “Açık denizlere ulaşma”
politikalarını gerçekleştirmiş olurlardı.
5.Anlaşma Devletleri’nin Çanakkale’deki başarısızlıkları
henüz savaşa katılmamış olan Balkan Devletleri’nin tutumlarını da
farklı yönlerde etkilemiştir.Bulgaristan, Merkez Devletl’eri’nin
yanında yer alırken, Romanya, Yunanistan ve Italya’nın daha bir süre
savaş dışında kalmalarını sağladığı gibi, Arap ayaklanmasını
bir yıla yakın bir süre geciktirmiştir.
6.Çanakkale Muharebeleri, Ingiltere’nin savaşın başından beri
Japonya’dan yapmakta olduğu yardım talebini artırmasını istemesine
rağmen, Japonya’nın bu istekleri çeşitli bahanelerle kabul
etmemesine yol açmıştır.
7.Birleşik Filo’nun ağır yenilgiye uğrayıp Boğaz’ı geçemeyişi,
İngiltere ve Fransa’nın, siyasi ve askeri prestijini bir hayli sarsmış,
özellikle Ingiltere’nin denizlerdeki tarıtışılmaz üsıtünlüğü
imajını ortadan kaldırmıştı. Bu durum, adı geçen devletlerin sömürgelerinde
bağımsızlık ve özgürlük akımlarının doğuşuna ve dolayısıyla
dünya siyasi haritasını değiştiren bazı gelişmelere yol açmıştır.
8.Keza Avusturalya ve Yeni Zelanda gibi Ingiliz dominyonu deniz aşırı
ülke askerlerinin, sırf Ingiliz çıkarları uğruna Çanakkale’de Türklere
karsı muharebeye zorlanıp, yabancı topraklarda hayatlarını
yitirirken, kafalarında yer alan bir takım sorular (niçin ve kimin için
döğüştükleri gibi), cepheden ailelerine gönderdikleri mektupların
zamanla açıklanmasında anlaşılmaktaydı. Bu da, onlarda gitgide
ulusal blincin kıvılcımlarını oluşturmakta gecikmedi.
Nitekim, 9 Eylül 1922’de Yunanlılar lzmir’de denize döküldükten
sonra, muzaffer Türk ordularının Boğazlar bölgesine yönelip yaklaşmaları
üzerine, Churchill’in dominyonlardan yeniden yardım istediği,
Avusturalya başbakanının, “Tek bir askerin hayatına tehlikeye
koymayacağını ve savaşa karar verilirse, dominyondan iş birliği
istenmemesi gerektiğini” belirten anlamlı bir yanıtıyla karşılaşmıştı.
9.Çanakkale Muharebelerinin diğer ilginç bir yanı da, iki hasım
ordunun döğüşken askerleri arasında yakınlaşmanın getirdiği
dostluğun, zamanla artmış olmasıdır. Gerçekten Anzak asker ve
komutanları, Çanakkale’de yiğitçe döğüşen Türklerin hem asker,
hem de insancıl yönlerini yakından izleyerek, onların kendilerine tanıtıldığı
gibi barbar bir ulusun çocukları olmadığını görüp anlamak fırsatını
bulmuşlardı.İşte bu durum, ülkeler arasındaki siyasi ilişkileri de
olumlu yönde etkilemiş ve savaş sonrasında, Asvusturalya ve Yeni
Zelanda ile anlamlı dostlukların oluşmasının başlıca nedeni olmuştur.
10.Çanakkale Muharebelerinin bir başka ilginç tarafı da Orta Doğu’da
bu günkü İsrail Devleti’nin kurulmasında etken bir rol almış olduğudur.
Nitekim, Siyonist liderlerinden Vladimir Eugeueniç, Gelibolu’daki “Gönüllü
Yahudi Birliğinin Hikayesi” adlı eserinde, konuyu açıkça şöyle
dile getirmektedir “Gelibolu’ya yolladığımz 600 kadar gönüllü
Yahudi askerlerinin savaşlar sırasında gösterdiği üstün çaba ve başarı,
davamızın dünyaya tanıtılması ve dikkate alınması bakımından çok
yararlı olmuştur.” Gerçekben Birinci Dünya Savaşı henüz sona
ermemişken, 2 Kasım 1917’de benimsenen “Balfour Bildirisi”, bu günkü
İsrail’in kurulmasında etken olması açısından önemli bir dönüm
noktası olarak değerlendirilmektedir.
11.Çanakkale
Zaferi’nin daha ilginç ve anlamlı bir sonucu da, doğunun büyük bir
imparatorluğunu oluşturan koskoca Çarlık Rusyası’nın yıkılmasıyla
kalmamış, ülkesinde güneş batmayan Batılı büyük devlet olan Büyük
Britanya Imparatorluğu’nda da ilk yarayı açmaya yetmiş olmasıydı.
Böylece emperyalizm tam çökmüş olmasa bile, bir hayli sarsılmıştır
SOSYO-EKONOMİK
SONUÇLAR
1.Anlaşma Devletleri tarafından Boğazların açılarak Rusya’ya
ulaşılması halinde Rusya, dış alım-satım olanağına kavuşacağından,
ekonomik dengesini kurup sıkıntıdan kurtulacak, İngiltere-Fransa da
Rusya ve Romanya’nın zengin buğday ürünlerinden yararlanıp, gerek
silahlı kuvvetlerinin, gerekse halkının yiyecek gereksinimlerini sağlamış
olacaklardı ki, bu gerçekleşememiştir.
2.Keza Boğazlar açılabilseydi, Tuna yolu da yeniden trafiğe açılıp
Karadeniz’deki 120 parça ticaret gemisinden yararlanma olanağı elde
edilecekti. Halbuki Çanakkale Zaferi, yalnız Rusya ile İngiltere,
Fransa’nın değil, bunların aynı zamanda diğer Batılı devletlerle
olan karşılıklı ticari ve ekonomik ilişkilerini de olumsuz yönde
etkilemiş, ne İngiltere, Fransa müttefiki Rusya’ya ihtiyacı olan
silah ve cephaneyi ulaştırabilmiş, ne de Rusya Batılıların ihtiyacı
olan buğdayını Akdeniz’e aktarabilmişti.
3.Birinci Dünya Savaşı başında Boğazların kapatılıp, bu savaş
sonuna kadar açılamaması, kuşkusuz uluslararası ticari ilişkileri de
olumsuz yönde etkilemişti. Nitekim, Karadeniz’de; İngiltere, Rusya,
Fransa, Belçika ve İtalya’nın toplam 85; Yunanistan, Romanya,
Danimarka, İsveç ve Hollanda’nın toplam 27; Almanya,
Avusturya-Macaristan’ın toplam 17 olmak üzere, genel toplamı l29’u
ve toplam tonajı 350.000’i bulan ticaret gemisi mahsur kalmıştı.
4.Yukarıdaki açıklamaların ışığı altında kısaca denebilir
ki, Çanakkale’de Türk Zaferi, iki yıl uzayan savaş boyunca Doğulu
ve Batılı müttefik devletlerin (Rusya-İngiltere-Fransa) ekonomilerinde
sıkıntılar yaratmıştır. Bu durum, özellikle Rusya’yı bunalıma sürüklemiş
ve sonunda rejim değişikliğine (komünizme) kadar gidebilmiş ve böylece
de Rusya’nın savaş dışı kalmasına yol açmıştır.
5.Zaferin, yukarıdaki ticari ve ekonomik etkinliklerinin yanında, Türk
ulusu açısından sosyal alanda da etkileri görülmüştür. Çanakkale
deniz ve kara muharebelerinde toplam 211.000 insan zayiatı veren Türk
ulusu, bu arada binlerce okumuş ve aydınını da kaybetmişti. Kesin
olmayan tahmini rakamlara göre, 100.000’den fazla öğretmen mülkiyeli,
tıbbiyeli ve Türk ocaklarında yetişmiş okur-yazar yitirildiği sanılmaktadır.
Böylece o günün koşullarında ülkenin beyin takımını oluşturan küçümsenemeyecek
bir sayıya ulaşan bu kayıpların, olumsuz etkileri, savaş sırasında
olduğu kadar, bu savaşı izleyen Türk İstiklal Savaşı’nda da
fazlasıyla hissedilmiştir. Nitekim, 1923’te Cumhuriyetin ilanından
sonra, Atatürk’ün başlattığı inkılaplar ve bunların paralelinde
girişilen reformların kitlelere yaygınlaştırılıp mal edilmesinde,
hayli sıkıntılar çekilmiştir.
Çanakkale cephesini yöneten
5. Ordu karargah subahları: Ayaktakiler (sağdan); İkinci Ordu Kur. Bşk.
İsmet (İnönü) Bey, Yaver Ütğm. Asım Bey, Liman von Sanders'in
yaveri süvari Bnb. Perike, 5. Ordu Kur. Bşk. Alb. Kazım Bey, 1. Ordu
Kur. Bşk. Alb. Şükrü Bey, 2. Ordu Sıhhiye Bşk. Dr. Refik Münir Bey,
Oturanlar (sağdan); Bahriye Nezareti Kur. Bşk. Yb. Rauf (Orbay) Bey, Güney
Grubu K. Tuğg. Vehip Paşa, 5. Ordu K. Müşir (Mareşal) Liman von
Sanders, Çanakkale Kor. K. Tuğg. Esat Paşa, Sıhhiye Dairesi Bşk. Tuğg.
Dr. Süleyman Numan Paşa, İstanbul Merkez K. Tuğg. Cevat Paşa