T.C.
Millî Eğitim Bakanlığı
 
Ana Sayfa Atatürk Köşesi Okullarımız Personel Etkinliklerimiz Rehberlik İstatistik İletişim

REHBERLİK

 

ÖĞRENCİLER

Verimli Ders Çalışma Yolları

Verimli Çalışma ve Başarılı Olma Yöntemleri

Çalışırken Stres Yapmayın

Dikkat Eksikliği

Potansiyelinizi Keşfedin

Başarı Kapıda Bekliyor; Ya Siz?..

ÖĞRETMENLER

Etkili Öğretmenlik Teknikleri

Sınıfı İyi Yönetmenin Bazı İpuçları

Sınıf Disiplini


VELİLER

Çocukların Bedensel Gelişimi

Çocukların Duygusal Gelişimi

Anne-Baba ve Öğrenci Arasındaki Etkili İletişim

Etkin İletişim Nasıl Olmalı

 

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA YOLLARI

Bilgileri kendinize mal edebiliyor musunuz?

Eğer herhangi bir kaynaktan size ulaşan bilgiyi, sadece aktarıldığı biçimde korumaya çalışırsanız, istediğiniz başarıya ulaşmanız mümkün olmayacaktır. Yapmanız gereken, aldığınız bilgileri kendiniz için anlamlı hale getirerek öğrenmek ve kullanma gücünüzü geliştirmektir. Böylece bilginin uzun süre korunması, doğru ve hızlı kullanılması sağlanmış olacaktır.

     Çalışmalarınızı programlıyor musunuz?

Çalışma sürecinizin etkili ve verimli olmasını istiyorsanız, çalışmalarınızı programlamalısınız. Böylece başarınızı şansa bırakmamış olursunuz. Yaşamın akışının sizi yönlendirmesine izin vermeyin, siz yaşamın akışını yönlendirin.

  Veriminizi nasıl artıracağınızı biliyor musunuz?

Çalışmalarınızı zamana göre programladıktan sonra bu programı uygulama aşamasına geldiniz demektir. Uygulamada, doğru öğrenme stratejilerini etkili biçimde kullanarak, çalışmalarınızda verimliliği arttırmalısınız.

  Başarmak için nasıl çalışmalısınız?

Çalışma, bilgileri kendine mal etmek, kazanılmış bilgileri korumak ve kullanabilme yeterliliğini geliştirmek amacıyla yürütülen işlemler bütünüdür.

Başarıya ulaşabilmek için anlama ve öğrenme çalışmalarının sistemli olarak sürdürülmesi gerekir.

Anlama   : Yeni bilgilerin edinilmesi

Öğrenme : Edinilen bilgilerin korunması ve kullanılabilir hale getirilmesi çalışmalarıdır.

Anlama ve öğrenme çalışmalarını birbirine bağlı ve düzenli olarak gerçekleştirdiğinde kalıcı bilgiye daha kolay ulaşabilirsiniz.

   Çalışmalardan yeterince sonuç almayı nasıl gerçekleştirebilirsiniz?

Çalışmalarda verimliliği sağlayan, dersin başında kaç saat geçirildiği değil, bu saatlerin içinin nasıl doldurulduğudur. Hedefe ulaştırıcı çalışma, iyi düzenlenmiş bir ortamda, doğru öğrenme stratejileri uygulanarak, düzenli tekrar ve soru çözümleri yoluyla sürdürülen çalışmadır.

·                  Zaman buldukça, istek duydukça çalışıyorsan,

·                  Çalışmaya başlamakta güçlük çekiyor, çalışmalarını uzun süre sürdüremiyorsan,

·                  Çalışırken dikkatini yoğunlaştıramıyorsan,

·                  Çalıştığın konuları hatırlamakta güçlük çekiyorsan,

·                  Çalışmayı zevksiz, sıkıcı bir iş gibi değerlendiriyorsan,

Artık verimli çalışmayı denemelisin...

  Verimli çalışma nedir? Nasıl sağlanır?

Verimli çalışma, belirlenen hedefler doğrultusunda zamanı planlı kullanabilme gücüdür.

Verimli çalışma; öğrenme davranışının ayrıntılı analizini, eksiklerin belirlenmesini ve gidermek için çözümlerin kararlılıkla uygulanmasını gerektirir. Bunun için:

·                  Ulaşmak istediğin hedef ve varolan bilgi düzeyin arasındaki mesafeyi gerçekçi biçimde saptamalı,

·                  Çalışmalarında verimliliği azaltan temel problemleri belirlemeli,

·                  Çalışmada verimliliği artırıcı stratejileri öğrenmeli,

·                  Çalışmalarını programlı biçimde yürütmelisin.

  Neden programlı çalışmalıyız?

Zamanı programlamak yaşamı programlamaktır.

Başarıya ulaşmak isteyen öğrencinin, zamanı, günlük olayların akışı içinde rastlantılara bırakmadan, amacı doğrultusunda planlı olarak kullanması gerekir.

  Çalışma programı nasıl düzenlenir?

Çalışma programının uygulanabilir olması için gerçekçi biçimde düzenlenmesi gerekir.

·                  Geçerli bir program hazırlayabilmek için önce, günlük yaşantıda yer alan olayları ve zaman kaybına yol açan durumları belirlemelisin.

·                  Haftalık programını hazırlarken günlük etkinliklerini haftanın her günü için gözden geçirmelisin. Okula gidiş-geliş saatlerini, çalışma ve tekrar yapmak için ayrılacak süreleri, yemek için verilen araları, dinlenme, gezme vb. hobiler için ayıracağın zamanı saptamalısın.

·                  Çalışmalarını yürütmek için “NEYİ” “NASIL” “NE ZAMAN” çalışacağına karar vermelisin.

  "NEYİ" çalışacağım?

Çalışmalarını yeni ve eski konuları kapsayacak şekilde düzenlemelisin.

Yeni konularla ilgili öğrenmelerini geliştirmek, kazanılmış eski konularla ilgili bilgilerini koruma ve kullanma gücünü artırmak için konu tekrarı ve soru çözümü çalışmaları yapmalısın.

Neyi çalışacağın konusunda karar vermende, konuları anımsayabilme ve bilgilerini soru çözmede kullanabilmedeki yeterliliğin sana yol gösterecektir.

  "NASIL" çalışacağım?

Bilgiyi kullanmada yapılan hatalar, öğrenme aşamasındaki eksik uygulamaların bir sonucudur. Bu hataların analizi hangi konuyu NASIL ÇALIŞACAĞINI belirlemede sana yardımcı olacaktır.

Eğer temel sorunun yeterli bilgi birikimine sahip olmamak ise, çalışmaların her birine ayırdığın zamanı gözden geçirmelisin. Programlı bir çalışma ile eksikliklerini giderebilirsin.

Eğer temel sorunun bildiklerini anımsayamamak ise, tekrar alışkanlığını gözden geçirmelisin. Düzenli tekrarlar yapmadığın için kazanmış olduğun bilgileri kaybediyor olabilirsin.

Eğer temel sorunun bilgileri anımsadığın halde, yorumlamakta güçlük çekmen ise, öğrenme tekniğini gözden geçirmelisin. Bilgileri anlamadan ezberliyor olabilirsin. Eksiğini ancak bilgileri, kendin için anlamlı hale getirerek ve bol soru çözüp kullanma gücünü geliştirerek giderebilirsin.

Eğer temel sorunun konuları biliyor, ancak uygularken çok hata yapıyorsan, çalışmalarında soru çözümüne yeterli zaman ayırmıyor olabilirsin. Doğru ve hızlı çözüm gücüne ancak bildiğin konularda yapacağın sürekli soru çözümü çalışmalarıyla ulaşabilirsin.

  "NE ZAMAN" çalışacağım?

Gün içinde en verimli olunan saatler çalışmaya ayrılmalıdır. Bu saatler içinde planlanmış aralar verilerek yapılan çalışmalar, daha etkili öğrenmeyi sağlar.

Çalışmalarını, kısa çalışma (40-50 dk.), kısa dinlenme (10 dk.) ve yine çalışma (40-50 dk.) şeklinde planlamalısın. Böylece dikkatinin dağılmasını engelleyebilir, öğrenme ve anımsama gücünü artırabilirsin.

  Öğrendiklerinizi çabuk unutuyorsanız?

Belleğinize ulaşan herhangi bir bilgiyi kendimiz için anlamlı kılmaz ve düzenli aralıklarla tekrarlamazsak unuturuz.

Bir öğrenme olayından sonra, öğrenilenlerle ilgili hatırlanan bilgi önce biraz artar, sonra hızla azalır.

Tümüyle öğrenilmiş bilgiler bile, öğrenmeden sonraki 24 saat içinde tekrar edilmezse %70 oranında unutulur.

Düzenli tekrar yapmayan öğrenci, daha önce öğrendiği bilgileri çok az hatırlar ve bilgiler arasında bağlantı kurmakta güçlük çeker.

Çalışmalarında emek ve zaman kaybını engelleyebilmek için düzenli tekrar programı uygulamayı neden denemiyorsunuz?

  Düzenli tekrar programı nasıl uygulanır?

Tekrar programını, hatırlanan miktarın düşmeye başladığı noktadan itibaren şu aşamalarda uygulayabilirsin:

1. Tekrar: Öğrenme çalışmasının hemen sonunda yapacağın 10 dakikalık bir tekrar, hatırlanan bilginin yaklaşık bir gün korunmasını sağlar.

2. Tekrar: Öğrenme çalışmasından yaklaşık 24 saat sonra yapacağın 5-10 dakikalık tekrar, bilgilerini belleğinde bir hafta kadar saklamanı sağlar.

3. Tekrar: Öğrenmeden sonraki bir hafta içinde yapacağın 5-10 dakikalık tekrar, bilgilerinin yaklaşık bir ay bellekte saklanmasını sağlar.

4. Tekrar: İlk öğrenmeden bir ay sonra yapacağın 5-10 dakikalık son tekrar, bilgilerin uzun süreli bellekte güçlü biçimde yerleşmesini sağlar.

 UYARI: 1. tekrarı, notlarını gözden geçirme biçiminde yapmalısın. Diğer üç tekrarda bir kağıda, hiçbir yere bakmaksızın konuyla ilgili hatırladıklarının tümünü yazmalı ve daha sonra notlarından kontrol ederek eksikliklerini düzeltmelisin. Her tekrar çalışmasından sonra, konuyla ilgili sorular çözerek, tekrarlanan bilgilerin pekişmesini sağlamalısın.

  Çalışmak için yeterince istek duymuyorsanız...

Çalışmada isteklilik yaratan en önemli etken ulaşılmak istenen hedeftir.

Çalışmayı daha istenir hale getirmek ve motivasyonunu arttırmak için gücün doğrultusunda anlamlı bir hedef belirlemeli, “NEDEN ÇALIŞMALIYIM” sorusuna gerçekçi yanıtlar aramalısın.

  Çalışırken dikkatiniz çabuk dağılıyorsa...

Yapmam gereken ilk şey: “neyin” ve “ne sıklıkla” çalışmalarını engellediğini belirlemektir.

·                  Çalışma ortamından kaynaklanan nedenler varsa çalışma ortamını düzenlemeli, dikkat dağıtan uyarıcıları kontrol etmelisin.

·                  Çalışmalarınla birlikte yürüttüğün başka etkinlikler varsa (TV izlemek, hayal kurmak, müzik dinlemek, vb.) bunlara çalışmalarını tamamladıktan sonra zaman ayırmalısın.

·                  Çalışmalarını planlama ve sürdürmeye bağlı nedenler varsa (uzun süreli aralıksız çalışma, benzer dersleri veya aynı tür çalışmaları arka arkaya sürdürme vb.) aktif öğrenme yöntemini uygulamalısın.

  Çalışma programı yapıyor ama uygulayamıyorsanız...

Çalışmaya başlamak ve bunu verimli biçimde sürdürmek konusunda temel etkenlerden biri, kişinin, yaşamıyla ilgili sorumluluk ve kararları alma konusundaki istekliliğidir. Bu ise, çalışmak için “iç disiplin” geliştirilmesini gerektirir.

Yaşamınla ilgili sorumluluk ve kararları rastlantılara bırakmamalısın. Bu durum çalışmanı ve başarıya ulaşmanı engelleyecektir.

Yaşamınla ilgili sorumluluğun bütünüyle sana ait olduğunu kabul etmelisin. Böylece, çalışmaya başlamanı ve sürdürmeni engelleyen nedenlerden hiçbiri, seni çalışma programını uygulamaktan alıkoyamaz

VERİMLİ ÇALIŞMA VE BAŞARILI OLMA YÖNTEMLERİ

        Birey belki belli bir alanda her zaman başkalarını geçme gücünü göstermeyebilir,ama kendini aşma gücüne her zaman sahiptir.
        Çalışma zorluklarını yeneceğim,başarılı olacağım,başaracağım diye başlayınız çalışmalarınıza.
        Başarı esrarengiz bir tabiat hediyesi değildir.Eğitim sonunda elde edilen bir davranış değişikliğidir,bir sonuçtur.Bu özelliği kazanmaya çalışınız.
        Başarma girişimleriniz olumsuz sonuçlanırsa girişimlerinizi ve çabalarınızı arttırınız.Başarısızlığınızı,çabalarınızı yenileyen uyarıcı olarak kullanınız.
        Azimli olunuz "AZİM" başarı alışkanlığınıza verilmiş bir isimdir.Korkaklıkta, başarısızlık alışkanlığının adıdır.Başarısızlık korkunuzu yenmeye çalışınız.
        Başarı alışkanlığını en iyi biçimde güçlüklerin üzerine bina edilmiş birçok zaferlerle öğrenilir.Başarı çabalarınız sırasında karşımıza çıkan güçlükleri yenmeyi öğrenmelisiniz.
Başarısızlık ve güçlükleri cesaretle karşılamayı öğreniniz.Okurken anlamanızı engelleyen tüm etkenleri ortadan kaldırınız.Etkenlerden kurtulmayı başarınız.
1.  Öğrenmeniz gereken konu için belirli bir yer ve zaman ayırınız.
2.  Her konunun özelliğine göre zaman ayırınız.
3.  Çalışmak için ayırdığınız zamanı,dikkat dağıtıcı etkenlerle kesintiye uğratmadan kullanınız.
4.  Ödevleriniz için ayrı ve yeterli zaman ayırınız.
5.  Ödevlerinizi mümkün olduğu kadar önceden hazırlamaya gayret ediniz.
6.  Zaman öldürmeden çalışmak için ayırdığınız zamanın saniyelerini bile israf etmemeye özen gösteriniz.
7.  Yorulduğunuzu,artık okuduğunuzu anlamadığınızı fark ettiğinizde dinlenmeye de zaman ayırınız.
8.  Sinema,televizyon,gezi için gereğinden fazla zaman ayırmayınız.
9.  Çalışırken kaynak kitap,yardımcı kitap,sözlük ve diğer yardımcı kaynakları önceden hazırlayın ki;elinizi attığınızda zaman kaybı olmasın.
10.  Bir metni ve veya konuyu ilk okuduğunuzda anlamaya çalışınız.
11.  Okuduğunuz konuyu yada metnin ana düşünce ve yan düşüncesini bulup çıkarmaya çalışınız.
12.  Ders dinlerken,çalışırken,kitap okurken,önemli gördüğünüz yerleri kendi cümlelerinizle not ediniz.
13.  Sessiz okumayı alışkanlık haline getiriniz.en verimli okumanın böyle olduğunu akıldan çıkarmayınız.
14.  Bir konuyu okurken her noktasını anlayarak ilerleyiniz.Anlamakta çok zorlandığınız kısımlar üzerinde de fazla beklemenin bir anlamı yok,ikinci yada üçüncü tekrarda nasıl anlaşıldığına eminim şaşıracak "ne kadar da kolaymış" demeden edemeyeceksiniz.yalnız,okumuş olmak için okuyup kendinizi kandırmayınız.
15.  Çalışırken dikkatiniz konuda olmalı,değişik hayallerle performansınızı düşürmeyiniz.
16.  Öğrendiklerinizi daha önce öğrendiğiniz konulara olaylara bağlayınız:
                a-Konu yada olayla ilgili örnekler bulunuz.
                b-Konu yada olay üzerinde düşünüz.
                c-Öğrendiklerinizi uygulama imkanı olup almadığınızı araştırınız.
                d-Öğrendiklerinizi hemen dersten ve çalıştıktan sonra tekrarlayınız.Çünkü tekrar unutmayı önleyen en önemli araç.
                e-Öğrendiklerinizi özetleyiniz.Sınıflandırınız,bölümlere ayırınız.
17.  Yeni bir konuyu öğrenirken önce konuyu bütün olarak okuyunuz.İkinci okumada önemli gördüğünüz bölümler üzerinde dura dura okuyunuz.Üçüncü kez tekrar parça ve bölümler arasında bağlar kurarak okuyunuz. Başarılı olmak istiyorsak bunları yapmakta en ufak bir tereddüt içerisinde olmamalıyız.
18.  Yeni öğrenilen konar üzerinde pekiştirici çalışmalar yapınız.
19.  Yorgun,uykulu,ilgisiz ve isteksizken çalışarak,en önemli hazinemiz olan(ki her şey onunla vücut bulur)zamanımızı,israf etmeyelim.Bu etkenleri ortadan kaldırarak çalışmamıza başlayalım.
20.  Sınavlarda düşünmenizi engelleyen kaygı ve korkulardan arınmaya çalıştıktan sonra acele bir düşünce ile soruları cevaplamaya çalışınız.
21.  Sınavlarda soruların karşılıklarını vermeye başlamadan önce cevaplarını zihninizde canlandırmaya çalışınız.
22.  Soruları acele etmeden cevaplandırınız.Sınav kağıdınızı vermeden önce tekrar gözden geçiriniz.
23.  Anlamanıza engel olan yabancı sözcük kavram ve deyimleri açıkladıktan sonra çalışmanızı sürdürünüz.
24.  Ders konularını sınıfta öğrendikten sonra evde tekrarlayınız.
25.  Yeni öğrenilecek konulara bir gün önceden hazırlıklı gelmenizi konuları kolay anlamanızı sağlayacaktır.
26.  Tek kitap yerine çeşitli kaynakları incelemeniz konuları derinliğine anlamanızı sağlayacaktır.
27.  Üç dört saat sürekli çalışmak yerine birer saat aralıkla dinlenmelerden sonra çalışmanız anlamanızı sağladığı gibi kolaylaştıracaktır.

ÇALIŞIRKEN STRES YAPMAYIN!

Sınav kaygısı çalışma zamanını ayarlayamamanıza yol açar. Düzensizlik oldukça da kaygı artar. Bunun için zamanınızın düzenlenmesi gerekir. Sabahları zamanında kalkmak, yapılacak işleri listelemek, programlı olmak ya da olmaya çalışmak, haftalık soru çözme sayıları tespit etmek, belirli periyotlarla deneme sınavlarına girmek... gibi sınavın çeşidine ve sizin de durumunuza göre kişisel planların yapılması elzemdir.

Bazı kişilerde artan heyecan ve oluşan gerginlik aşırı hareketliliğe veya donukluğa yol açabilir. Bu sebeple özellikle sınava yakın günlerde daha çok ders çalışmak yerine; fizik aktivitelerini artırmak, eğlenceli sporlara zaman ayırmak gerekir. (Buna inanmanızın zor olduğunu biliyorum; ama doğrusu da bu.)

Zevk aldığımız şeylere, hoş ve zararsız alışkanlıklarımıza hafta içinde en az birkaç saat ayırmalıyız. Açık havaya çıkmak gerginliği azaltır. Hele bahar zamanı yürüyüş yapmanın tadı bambaşkadır. Arkadaşlarla beraber yapılacak aktiviteler, muhabbetler, öğrenci evlerindeki ünlü çay sohbetleri hem dinlenmenize hem de enerjiyi artırmanıza yarar.

Bu dönemde beslenme düzeni çok önemlidir. Zihin açıyor diye şekerli gıdalara ha bire yüklenmek yerine düzenli beslenme gerekir. Ben çikolatasız yapamam diyenlerdenseniz sınırlı sayıda çikolata ve bunun gibi şekerli gıdaları kullanabilirsiniz. Bu arada uzmanların B vitamini kullanılmasının yararlı olabileceğini belirttiklerini not düşelim. B vitamini şeker oynamalarını kontrol eder ve yorgunluk hislerini azaltırmış.

Uyku ise başlı başına önemli bir noktadır. Doktorlar uykumuzun iki bölümden oluştuğunu; birinci bölümde bedensel, ikinci bölümde ise ruhsal dinlenme gerçekleştiğini söylemekteler. Bu nedenle gecelik 3–5 saatlik kısa uykunun zihinsel becerilerde bir azalmaya yol açmadığını, ancak bu kısa uykuların sürekli biçimde böyle devam etmesi, öğrenme, mantık yürütme, dikkat ve konsantrasyon üzerinde olumsuz etkilere yol açtığını belirtmekteler. Ders çalışma günlerinde zaman zaman uyku düzensizlikleri olsa da özellikle sınav öncesindeki birkaç günde uykunun tam alınması önem arz etmektedir.

DİKKAT EKSİKLİĞİ

Çocukta dikkat kusuru özellikle eğitim hayatının başlamasıyla belirgin hale gelir. Okul öncesi dönemde de her şeyden çabuk sıkılan ve bıkan bu çocuklar, oyuncaklardan dahi sıkılıp kısa bir süre sonra onları parçalamayı tercih ederler. Okulun başlamasıyla birlikte öğrenmeye karşı ilgisizdirler. Ödev yapmayı sevmez, anne/baba ve öğretmenin zoruyla ödev yaparlar. Ödevleri yapmakta hayli zorlanırlar. Masanın başına oturamaz, otursalar dahi çeşitli bahaneler uydurarak (tuvalete gitme, su içme gibi) sık sık masa başından kalkarlar. Anne /babayı ders çalışırken sürekli yanlarında isterler. Üzerine aldıkları bir işi sürekli bitirmekte zorlanır, bir işi bitirmeden hemen diğerine geçerler. Kendileriyle konuşulduğunda sanki konuşanı dinlemiyormuş görüntüsü verirler. Bir komutu birkaç defa söyledikten sonra yerine getirirler.

Sınıfta dersi takip etmedikleri gözlenir. Dışarıdan gelen uyarılarla hemen dikkatleri dağılır. Ders dışı işlerle fazlaca ilgilenir, elindeki kalem, defter ve oyuncak gibi malzemeyle uğraşır, dersi takip edemezler. Derste sıkılmaları nedeniyle sınıfın dikkatini ve huzurunu bozacak davranışlar sergileyebilirler. (derste konuşma, arkadaşlarına laf atma ve garip asker çıkarma gibi).

Okuma ve yazma kaliteleri yaşıtlarından kötü, defter düzeni ve yazıları bozuk olabilir. Okurken sık hata yapabilir ve cümlenin sonunda kelime uydurmalarına rastlanabilir. Unutkandırlar. Sınıfta sık eşya kaybetme yanında, iyi öğrendiklerini düşündüğünüz bir bilgiyi de çabuk unutabilirler. Kendilerine uygun bir çalışma düzeni ve sistemi geliştiremezler. Okuma ve yazmayı genellikle sevmezler. Ders kitabı okumanın yanında hikaye ve roman türü kitapları okumaya karşı da isteksizdirler.

Yaşanan tüm bu öğrenme zorluklarına sınavlarda dikkatsizce yapılan hatalar eklenir. Sabırsızlıkları nedeniyle soruları hızlıca okuma, tam okumama ve yanlış okumalara sık rastlanır. Bu nedenle çok iyi bildikleri bir soruyu dahi yanlış cevaplayabilirler. Test sınavlarında çeldiricilere kolaylıkla kanarlar. Özellikle ilkokula başladığı yıllarda sınav kağıdını öncelikle vermeyi marifet sayarlar. Sonunda bilgileri ve bildiklerinden daha azı oranında not alırlar.

Dikkat eksikliği okul öncesi dönemde pek fark edilmeyebilir. Ancak bu çocukların bir kısmı ders dışı işlerde de çabuk sıkılma belirtileri gösterirler. Zeka düzeyi iyi olan ve ek olarak özel öğrenme güçlüğü olmayan çocuklar ilkokulun 3.ve 4.sınıflarına kadar derslerde sorun yaşamayabilirler. Çalışmadıkları ve dersi iyi takip etmedikleri halde notları kötü olmayabilir. Derslerin ağırlaşmasıyla birlikte başarıda ciddi düşüşler yaşanmaya başlanır.

Ev içinde günlük yapmaları gereken işler konusunda sorumluluk almak istemezler. Genellikle dağınıktırlar ve kurallardan hoşlanmazlar.

POTANSİYELİNİZİ KEŞFEDİN

Hayatta başarılı olmanın ölçüsü nedir? Önümüze kendimizin koyduğu hedefler mi, yoksa başkalarının koyduğu hedefler mi? Kim bilir bu hedefleri yakalayıp ben başarılı bir insanım diyen birçok insan çevremizde dolaşmaktadır. Bu düşünceyle bir ömür tüketen nice insanlar vardır. Ama kabul etmek gerekir ki hiç hedefi olmayan kişilerin bulunduğu bir ortamda belirli bir hedefi olan ve bu hedef için çalışanlar el üstünde tutulmaya layıktır.

İnsanlar için, hedeflere ulaşmak başarılı olmak anlamına gelmektedir genelde. Oysa hedeflere ulaşmaktan daha önemli bir şey var ki o da insanın potansiyelini kullanabilmesidir. Bir günde 4 saat ders çalışma potansiyeline sahip bir öğrencinin 1-2 saat çalışması ve başka öğrencilerle kendisini kıyaslaması o öğrenci için başarısızlıkların başlangıcıdır. İnsanlar hedef belirlerken genelde potansiyellerine bakmadan hareket ederler. Çevrelerinde bulunan ve kendi benzerlerinin hedefleri kendileri içinde bir hedef olmaktadır. İstisna olarak belki bir adım daha fazlasına ulaşmak isteyenler de çıkabilir. Ama potansiyelinin altında iş yapanlar başarısız insanlardır. Her insan için başarı çıtası kendi potansiyelidir.

Kendi potansiyelini insanlar nasıl tespit edebilir acaba? Bu iş ne matematikteki 4 işlemle ne de fiziksel deneylerle tespit edilir. İlkokulda matematik dersinde zayıf not alan bir öğrenci çok güzel resim yapama kabiliyetine sahipse ona başarısız diyebilir miyiz? Einstein’ın matematik dersinden başarısız olduğu için liseden atıldığını hatırlatırsak; her şeyin örgün öğretimdeki başarıyla sınırlı olmadığını görmüş oluruz.

Sayısal derslerde başarılı olamayan bir öğrenciye ailesi ve arkadaş çevresi tarafından mutlaka mühendislik eğitimi alması ve üniversite sınavı için bu doğrultuda bir çalışama yapması tavsiye edilmemelidir. Çünkü öğrenci bu derslerde başarılı olamayıp ümitsizliğe kapıldığında onun için artık ders çalışmanın hiçbir cazip tarafı yoktur. Okul ve okumak artık nefret edilen kavramlardır. Oysa bu öğrenci tarih, felsefe gibi derslerde çok başarılı biri olabilir. Bu durumda onun bu kabiliyetini geliştirmek gerekir. Yasakçı ve ben bilirimci zihniyetle konuya yaklaşmak çözümü olmayan yeni sorunların ortaya çıkmasına sebep olur. Elbette öğrenciye mutlak özgürlük tanımak da doğru değildir. Yapılacak en iyi iş onu doğru yönlendirmek bu mümkün değilse bu yönlendirmeyi yapacak doğru insanlarla tanıştırmaktır. Aksi takdirde öğrencinin güçlü yanını zayıflatmış oluruz.

İnsanların zayıf yanlarını güçlendirmek daha komik ne olabilir ki? Tıpkı devekuşuna uçmayı öğretmek gibi. Devekuşu yaratılırken onun uçuculuğu ön plana çıkarılmamış hızlı koşabilme kabiliyeti verilmiştir. Ama biz bu durumu hep göz ardı ederiz ve çevremizdekilerin zayıf yönlerini güçlendirmeye çalışırız. Ne acıdır ki bu konuda başarısızlık %100’e yakındır. Zaten bu konuda bir çalışmaya girenler ilk önce muhatabının başarısız yönlerini görürler. Oysa o insanda kim bilir ne kabiliyetler vardır da bunu ortaya çıkaracak bir uzman beklemektedir. İşin acı tarafı toplum olarak böyle insanlara sahip değiliz veya onların kendilerini bize göstermelerine izin vermiyoruz.

Çocuğunun tıp okuyup doktor olmasını isteyen anne-babalar vardır. Özel dersler, iyi okullar, iyi dershaneler sayesinde bu hedeflerine ulaşabilirler. Ama karşılarında ortalama bir doktor görürler. Halbuki çocuklarının istediği bir enstrümanı çalmayı öğretecek bir öğretmen tutarak onun belki de dünya çapında bir müzisyen olmasını sağlayabilirler. Hiç olmazsa büyük bir hevesle bu işe girişen çocuk mutlaka hayatta zevk alacağı bir iş yapmış olacaktır. Çok para kazanamayabilir ama mutlu bir hayatı ve potansiyelini kullanarak toplum içinde bir konuma gelmenin huzurunu tatmaktadır.

Gerek yaş olarak gerekse de statü olarak önde olanlar birileri için hep hedef tespitinde bulunurlar. Bazen de insanlar kendi kendilerine hedef koyarlar: Liseyi bitirmek, ÖSS’yi kazanmak, bilgisayar mühendisi olmak, Microsoft’ta çalışmak, zengin olmak,... Liseyi bitirmeden ve ÖSS’yi kazanmadan bilgisayar mühendisi olunamaz mı? Niçin Microsoft da ona rakip olabilecek yeni bir şirket değil? Kim bilir belki de potansiyeli bilgisayarla amatörce uğraşacak kadardır.

Potansiyel tespiti için mutlaka geçmişe bakmak gerekir. Bir hafta, bir ay, bir yıl belki de on yıl. Bu süre içinde ne yapıldı? Ne yapılabilirdi? Potansiyel yeteri kadar kullanılabildi mi? Yapılan işlerin niceliği yapılabilirlerden fazla ise kişi başarılı olduğunu iddia edebilir. Eğer böyle değilse ortada bir başarısızlık var demektir ve hemen gerekli tedbirler alınmalıdır. Bu iki durumun dışında üçüncü bir durum söz konusu ise yani yapılanlarla yapılabilecek olanlar eşit değerde ise o zaman insan yerinde sayıyor demektir. Başka bir yaklaşımla geçmişi ile bugünü aynı olduğundan dolayı zarardadır.

BAŞARI KAPIDA BEKLİYOR; YA SİZ?..

Ünlü işadamı Sakıp Sabancı “Başarı Şimdi Aslanın Ağzında” isimli, her sayfaya ortalama 3 satır yazının ve bir koca karikatürün sığdığı kitabında şöyle yazmış: “Bana nakledilen bir deyimi unutamam. Bana demişlerdi ki, ‘İnsan ölürken yaptıklarına değil, yapamadıklarına pişman olur’. Ben bu anlatımı iyi yanıyla benimsiyorum. Bu anlatımda insanların hayatta iken iyi şeyler yapmalarının öneminin vurgulandığına inanıyorum.”

Sakıp Ağa doğru söylemiş, ben de bu sözü sizlerin durumuna uyarladım: “Öğrenci sınav günü gelip çattığında o güne kadar ne kadar çalıştığına değil, ne kadar çalışamadığına bakar”. Sınava daha zaman varken bu hatırlatmaları yapmakla sınav zamanında duyulacak pişmanlığı en aza indirmeye çalışıyoruz. Her hafta bu köşeyi okuyan bir adayın hâlâ çalışmamakta ısrar etmesi ancak “ben kazanmaktan vazgeçtim, sırf zevk olsun diye sınava giriyorum” anlayışının sonucu olabilir.

Ben böyle güzel güzel yazarken, siz de mışıl mışıl okurken bazılarınızın itiraz ettiğini biliyorum; “abi, ben çok çalışan biriyim; ama bir türlü başaramıyorum”. Sakıp Sabancı aynı kitabında Tom Peters’in bir sözünü de naklediyor: “Başarısızlık kesinlikle iyi bir şeydir, bütün kültürlerde başarısızlığa tahammül gösterilmesi gerekir. Hata yapa yapa yapmamayı öğrenirsiniz.” Ziya Baran’ın Başarıyı Keşfedin isimli hacmi küçük, muhtevası büyük kitabında ise Sweeney’in daha baba bir sözü nakledilir: “Gerçek başarı, başarısızlık korkusunu yenebilmektir.” Edison, Abraham Lincoln gibi ünlülerin önce nasıl başarısız olduklarını; ama azimleri, çalışkanlıkları ve yılmamaları sebebiyle sonunda nasıl başarıya ulaştıklarını artık cümle alem biliyor. Yusuf El Uskari’den nakledilen bir hatırada da bir böceğin kandile çıkmak için gece boyu uğraşmasından, kendisinin üşenmeyip böceğin kaç kere deneme yaptığını saydığından ve yedi yüzün üzerindeki denemeden sonra tırmanmayı başarmasından söz edilmektedir. Tabii ki “arkadaşım, kaç sene girersen gir, kazanamazsan ümidini kaybetme, sınava girmeye devam et” demiyorum. Ama daha çalışma aşamasında iken bile ümitsizliğe düşenleri, gereksiz yere stres yapanları, denemelerde bile heyecandan kalemi eline yapışanları, cevap kağıdı düşen, terler yüzünden sırılsıklam olanları görünce de bu örnekleri hatırlatıyorum. Bahar geldi sayılır. Havalar ısınıyor. Günler ilerledikçe baharın rehavetini daha fazla hissedeceksiniz. İki ayı aşkın zamanınız var ve rehavet falan dinlemeden çalışmanız lazım. Mecbur olmadığınız sabahlarda bile erken kalkın. Yatağın ve uykunun cazibedar etkisinden kurtulmaya çalışın. Hemen yüzünüzü yıkayın, hatta daha da güzeli bir duş alın. Günün bu en güzel vaktini değerlendirin. Hâlâ bir çalışma planınız yoksa en yakın duvara gidip bir kere kafanızı vurduktan sonra hemen plan yapın. Günlük soru çözme limitlerinizi, hangi derse ne ağırlıkta çalışmanız gerektiğini bir kere daha belirleyin. Boise “Ümidini kaybetmiş olanın başka kaybedecek bir şeyi yoktur.” der. Ümidinizi kaybetmeyin. Sakin olun, başarı sizi bekliyor.

ETKİLİ ÖĞRETMENLİK TEKNİKLERİ


Dr.Thomas GORDON tarafından geliştirilmiştir. Bu teknik öğretmenin üzerindeki stresi alıp,tatlı zevklere dönüştürebilecek biryöntemdir.

Aşağıdaki 12 MADDE sorun çözerken oluşan engellerdir.

ÇÖZÜM İLETİSİ ( 1-5 ARASI): Öğretmen açısından pratiktir ve öğrenciye tam olarak ne yapması gerektiğini söyler.

1. EMİR VERME: Çikletini hemen ağzından çıkar,at !
2. UYARMAK – GÖZDAĞI VERMEK: Eğer sıraya girmezseniz bütün gün sizi ayakta tutarım.
3. AHLAK DERSİ VERMEK: Doğruyu yanlıştan ayırabilmelisiniz artık.
4. MANTIK YÜRÜTMEK: Kitaplar karalamak için değil,okumak içindir.
5. ÖĞÜT VERMEK, ÇÖZÜM GETİRMEK: Şimdi senin yapacağın şey,zamanını iyi planlamak. O zaman ödevlerini bitirebilirsin.

BASTIRICI İLETİLER ( 6-11): Öğrencide benlik imajını zedeler.

6. AD TAKMAK, ALAY ETMEK: Bu gün maymunlar gibi davranıyorsunuz.
7. YORUMLAMAK, ÇÖZÜMLEMEK, TANI KOYMAK: Bunu dikkat çekmek için yapıyorsun.
8. ÖVMEK, AYNI DÜŞÜNCEYİ PAYLAŞMAK, OLUMLU DEĞERLENDİRME YAPMAK: Sen iyi bir öğrencisin,yaparsın.
9. AVUTMAK, DESTEKLEMEK: Her şey düzelecek, yarın kendini daha iyi hissedeceksin.
10. SINAMAK, SORGUYA ÇEKMEK, ÇAPRAZ SORGULAMAK: Ödevini yapmaya ne zaman başladın ? Ben sana bu ödevi ne zaman verdim ? Kaç gündür ne yapıyorsun ?
11. YARGILAMAK, ELEŞTİRMEK, SUÇLAMAK: Bu sınıfta sorun çıkaran hep sensin.

DOLAYLI İLETİ: Öğrenciye kabul edilmediğini hissettirir.

12. OYALAMAK, ALAY ETMEK, KONUYU SAPTIRMAK: Galiba bu sabah birisi yatağının ters tarafından kalkmış.
Bu engellerin öğrenci üzerinde etkileri çok olumsuz olabilir. Öğrenciye uymayan İYİ DEĞERLENDİRMELER ise öğrencide kızgınlık uyandırır. Beni kandırıyor ,beni değiştirmek için söylüyor mesajını algılar.

Tüm bu engeller aynı zamanda öğretmende de olumsuz etkiler yaratır. Öğretmen sinirli,gergin hale gelir. Hatta bazı öğretmenler bu sorunları okul dışı çevreye de taşırlar. Ve tepki alırlar. Öğrencin değilim diye.

SINIFI İYİ YÖNETMENİN BAZI İPUÇLARI

  1. Öğrencilerin isimlerini enkısa zamanda öğrenerek her fırsatta öğrencilere isimleriyle hitap etmeli.Öğrenciler çok etkilenip kendilerine değer verildiğini anlayacak ve kalbe köprüler ilk günlerden kurulacak. Bunun için ilk günler için isim kartları yapılabileceği gibi hafızayı zorlayarak bu konuda kafayı yormak ve ezberlemek için evde gayret göstermek daha etkili bir çözüm olabilir.
  2. Zil çalar çalmaz sınıfa girip, zamanında hemen zil çalmadan dersi bırakmak öğrencilerde her zaman olumlu izlenim bırakacaktır.Ders zili çaldıktan sonraki her saniyede öğrencinin dikkati dağılacak ve sıkılacaktır.Ders planı yaparken bu konuya özellikle dikkat etmek gerekir.Planda yazdıklarınız bitmese bile zil’e sadık kalmak öğrencinin dinlenme vaktine saygı göstermek demektir.Öğretmen masasına koyacağınız bir saatle zaman kontrolünü yapabilirsiniz.
  3. Öğretmen hem sıkı disiplinli hem de canayakın ve arkadaşca olabilir.Öğrenciler, sınıfta istediğimizi yapabileceğimiz bir öğretmen olsun yerine sınıfı disiplinde tutacak dersin kaynamasını engelleyecek ve bize öğrenmeyi öğretecek bir hoca isterler.
  4. Çocuklarınızın sağlıklarıyla yakından ilgilenin.Özellikle Göz bozuklukları sık rastlanan ve bazı aileler tarafından ihmal edilen en önemli sağlık problemlerinden biridir.Velilerle irtibata geçip problem halledilmeli.Ergenlik çağı komplikasyonları,nasıl iyi atlatılabilir konusunda bilgilenmeli.
  5. Sınıf Kurallarını öğrencilerle beraber belirleyin ve uygun bir yere asın.Okulun kendine ait kuralları yanında size göre sınıfın yönetilmesinde faydalı olabileceğini düşündüklerinizi maddeleştirip(öğrencilerle istişare ederek)asılabilir. Okul kuralları ve sınıf kuralları ilk günler anlatılmalıdır.
  6. Genel bakmak yerine Özel bakmak bazen öğrencilerle kopan bağları tamir edebilir.Yani konu anlatırken spesifik öğrencilerle göz göze gelmek.
  7. Bazı çiçekleri övgüyle büyütebilirsiniz. Bazıları övülmekten çok hoşlanırlar..Ağzımız yorulana kadar öğrencilerin her yaptıklarını fırsat bilip övmek ,çalışmalarını birkaç kat arttırabilecektir.Özellikle ilk sınıflarda..
  8. Sınıf içinde bağlantıyı kesmemeye dikkat etmeli.Dikkatinizi çekmiştir, sınıf devamlı kendilerine bir şeyler söylenmesini ister, bu sınıfa bağlı olmaktır. Konuşmayı kestiğinizde ,yanlış sorunun nerede yanlış olduğunu araştırmaya başladığınızda vs. sınıfta gürültü başlayacaktır .Kısacası siz konuşmayı kesersiniz, sınıf konuşmaya başlar .Bu anormal bir durum değildir onun için gürültü yaptıklarında çocuklara kızmak doğru değildir.Bir yolunu bulup tekrar bağlantı kurulmalı.
  9. Çok yaramaz, işe yaramaz deyip bir kenara atmasak Çocukların daha uzun seneleri var...Çocuklarımıza şefkat işi çözecektir.Bu senfoninin yazarı olmak kolay olmasa da bunu birileri yazacaktır. Her gün yeni bir yaklaşımla onları çözmenin yolları araştırılmalı.
  10. Tecrübeli öğretmenler eğer o tecrübelerini satıyorlarsa fiyatını hiç sormadan talip olmalı.Hala okulda dersine girmediğin öğretmenler, var değil mi!
  11. Yoklamalar çok ciddi takip edilmeli.Normal öğrenci, yoklamayı takip eden öğretmenin  öğrenciyle  ciddi olarak ilgilendiğini, onu önemsediğini  düşünür.
  12. Hadiseler üzerine sakin gidiyorsak,öğrencilerimize saygılı isek,her ne olursa olsun adil isek ,işleri sıkı tutup disiplini sağlayabiliyorsak onların güvenini ve saygısını kazanmışız demektir.Negatif davranış,tehditkar tutum, saygısızca davranış,hitap, ilişkilerimizi tamir edilemez seviyede zedeleyecektir.onların sizden bir şeyler öğrenmesi ciddi zorlaşacaktır.Yapılan araştırmalar korku tehdit ve heyecanın öğrenme isteğini tamamen kaçırdığını tespit etmiştir.
  13. Serbestce, korkmadan fikirlerini söyleyebilecekleri,hata yapmalarının kendilerine bir risk getirmeyeceğini bildikleri bir sınıf ortamı öğrenme noktasında kapıları açar.
  14. Derse başlamadan önce tahtanın bir köşesine konuyla ilgili enteresan soruları yazmak ve konu ilerledikçe ve yeri geldikçe soruları cevaplamak,derse olan ilgiyi arttırabilir.
  15. ‘Zayıf notlarınızı jurnale kurşun kalemle yazacağım,en düşük not ortalamaya alınmaz’, türü anlaşmalar yapılarak çocukların gönülleri kazanılabilir.Ayrıca yıl boyunca çocuk bakıcılığımı yoksa bir şeyler öğretmek mi ? ..şeklinde bir soruyla öğrencileri , derste öğrenim vaktine riayet etmeye çağırabilirsiniz.
  16. Arada bir yalnız olduğunuzda öğrencilerin sizin hakkınızda,okul hakkında,dersiniz hakkında neler düşündüğünü düşünün.

Öğrencileriniz şu an ne yapıyorlar? Problemleri, ailevi durumları ne alemde? Gibi soruları sakin bir zamanınızda düşünmeniz öğrenciyi ilk gördüğünüzde hal hatır sorma bakımından faydalı olabilecektir.Özel hayatı ile ilgilenmeniz öğrenmesine faydası dokunduracaktır.

SINIF DİSİPLİNİ

        Disiplin Sınıf Yönetiminin sadece küçük bir parçasıdır .Kurallarına göre yönetilen sınıflarda problem en asgari seviyededir.Çıkan problem sizinle ise bile yine problemi sizinle çözmeleri gerektiği terbiyesi öğrencilere anlatılmalı. 

Saygılı ve edepli bir biçimde ‘Evet ama sizinde haksız olduğunuz şöyle bir durum da var,hocam!’ diyebilmeliler.Başları sıkıştığında başvuru mercii,derdini anlatabileceği kişi olarak sizi ilk hal edecek bilmeliler.

Bazen öyle yalnız çocuklar olur ki fıtratından dolayı arkadaş edinememiş kimi kimsesi yok,hele birde yetimse...Çölde yaşama savaşı veren bir zayıf çiçek... 

Problemi çözerken sakin, sabırlı, saygı çerçevesinde ciddi olarak işleri yürütüyorsanız öğrencilerden de saygı ve güven bulacaksınız.Negatif,tehdit edici,saygı göstermez bir tavırdaysanız,aranızdaki ilişki zedelenecektir. Öğrenciye bir şey anlatamayacak ve sizden ders öğrenemeyecektir. 

Hoşgörü tolerans birçok kapıyı açan bir anahtar olabilir. 

ÖĞRENCİLERLE SUÇLAR ARASINA ENGELLER KOYMALI 

        Öğrenciyi disiplinsiz yapan en önemli hadise çocuğun yalnız başına kontrolsüz kalmasıdır.Öğrenciyi ya siz ,ya sizin kontrol ettiğiniz bir faaliyet disiplinsizliğe engel olmalıdır.

        Öğrenciler arası(veya öğretmen öğrenci arası) bir problem çıktığında ;

        1. Meseleyle ve taraflarla alakalı bilgi toplamalı.(Öğrenciyi neler kızdırır ne sevindirir,ev durumu, anne baba durumu ...kısacası her şey problemin çözümünde etkili olabilir)
Aranan bilgi ;
 a)Velilerde   b)Okul Psikoloğunda  c) Bekçide  d)Yemekhane elemanlarında  e)diğer öğretmen arkadaşlarda vs. de  bulunabilir.
2.  Problemi çözme planı yapmalı.
3.   Bazen kendilerinde cevap olabileceğinden çözüm kendilerine sorulmalı ‘Sen olsaydın   bu problemi nasıl çözerdin?’

4. Tecrübeli öğretmenlerle istişare etmeli.
5. Karar vermeli.

Her türlü problem teke tek görüşülerek halledilmeli ve karar vermeden önce kesinlikle konflikt taraflarının ikiside dinlenmeli. 

§          Öğrencini arkadaşları yanında utandırma,bozma.Problemini size rahat açabileceği başka bir ortamda ikili halletmeye çalış.Problemi aşmada nasıl yardımcı olabileceğini sor. 

§          Sorumluluk bilincinin ne demek olduğunu anlat ve bu bilinci ölçmek ve pratiğini yapmak amacıyla bazen onları yalnız bırak ama kapı önünde bekle. 

§          Hiçbir zaman kaba kuvvete başvurma!!! 

§          Ama dikkatli ol!Disiplinsizlik gibi bir durumda öğrenciler sizin tepkinizi ölçeceklerdir.Doğru problem çözümü yapıp, sizden esas beklediklerini vermeniz gerekir.Yani gerektiği zaman ceza. Zaten cezayı siz vermiyorsunuz, onlar ceza yolunu seçiyorlar. 

§          Her ne olursa olsun öğretimi durdurmamak!Öğrenciye kızmak için ders durdurulmamalı. 

§          Yakın takip etme:Yaramazlık yapanı yakınınıza alın,yada devamlı göz kontrolünde tutmaya çalışın.Bazen ilk sıralara oturtulabilir. 

§          Davranışlarını beğendiğiniz öğrencilerin isimlerini zikredin. Aferinleyin. Ama köleniz yapmayın. 

§          Devamlı uyarmak ciddi olmadığınız izlenimini verir. Bir kere uyardın arkasından gereken yapılmalı yoksa sınıfı öğrenciler yönetmeye başlayabilirler.Yönetimi geri almak ise dünyada en zor işlerden birisidir. Gereken  yapılmalı da yine kural çerçevesinde tabii ki yani dışarıya çıkarma,müdür yardımcısına gönderme vb. 

§          Kurallara sıkı sıkıya bağlı olmak faydalı sonuçlar getirecektir.İnsiyatifinizle bazen kontrollü atlamalar yapılabilir. Ölçülü olsun yeter ki.

ÖĞRENCİYE SAYGI 

  1. Öğrenci konuşurken dinlememezlik yapma! Açık ol. Vermek istediği mesajı önemse. Objektif davran.
  2. Öğrencinin özel hayatına saygı.
  3. Dostça hareket, tavır; korkutarak değil! Parmakla bile gösterme, işaret etme uzaklaştırıcı olabilir. Parmakla göstererek  ‘Hey ,sen!’, yerine, elin iç tarafı  gösterilerek ‘Siz!’  şeklinde hitap daha pozitif olacaktır.
  4. İsimleriyle hitap. Çok önemli bir saygı göstergesi.
  5. Kurallara uyma uyarıları yerine soru sorma.’Kaldırın şunları’ ,’hala ne bekliyorsunuz, bilmiyor musunuz zil çalalı kaç dakika oldu!’ Yerine  ......  ‘Arkadaşlar hazır mıyız!’

Davranış problemlerini özel görüş!Arkadaşları yanında utandırılmamalı.Öğretmenim beni arkadaşlarımın yanında bozmayarak benim seviyemi onlar nazarında düşürmedi.

ÇOCUKLARIN BEDENSEL GELİŞİMİ

Fiziksel Değişiklikler Ergenlik döneminin başlangıcı kişiden kişiye değişebilir. Ama genel olarak kızlarda 12-14 yaşları buluğ, 14 yaş sonrası ergenlik, erkeklerde 13-15 yaş buluğ, 15 yaş sonrası ise ergenlik dönemi olarak nitelendirilir. Fiziksel büyüme tüm vücutta farklı hızlarda meydana gelir, önce eller ve ayaklar büyür, öyle ki 13-14 yaşlarındaki genç, erişkin çağında giyeceği ayakkabıyı giymeye başlar. Yüzde, önce burun ve çene büyür. Kalçalar omuzlardan önce gelişir. Kızlarda kalçalar, erkeklerde omuzlar genişler. Bedende en son gelişen bölüm gövdedir. Bu yüzden kollar ve bacaklar ile gövde arasında bir uyumsuzluk gözlenir.

Gelişimin Gencin Üzerindeki Etkileri
· Bu dönemde bedensel değişim gencin ilgi alanının temelini oluşturur, yani onun için en önemli şey dış görünüşüdür. Bu yüzden gençler vakitlerinin büyük bir kısmını ayna karşısında geçirmeye başlarlar.
· Gencin beden yapısıyla ilgili tepkileri birbiriyle çelişkilidir. Bir yandan beden yapısının, yüzünün çirkinleştiğini sanıp kaygı duyar, sıkılır, üzülür hatta utanır. Öte yandan bedenindeki değişmeleri başkalarına göstermek sergilemek ister. Örneğin; bir taraftan sakalından utanan hatta iğrenen genç erkek, öbür taraftan sık sık tıraş olup onları büyütmeye çalışır.
· Genç, bedensel görünümüne ait dış iletilere aşırı duyarlıdır. Kendisiyle ilgili olan veya gencin öyle olduğunu zannettiği bir bakış, mimik, jest ya da bir iki sözcük onu olabildiğine kaygılı, endişeli ya da sevinçli ve neşeli yapabilir.
· Genç, kendisini çirkin olarak değerlendiriyorsa bütün bakışları, mimikleri veya sözcükleri çirkinliğine delil olan iletiler olarak algılar, eğer genç kendisini güzel buluyorsa aynı şekilde bunları güzelliğiyle ilgili veriler olarak algılar.
· Sivilceler ergenin kabusudur. Sivilcelerin geçici olduğunun söylenmesi onları kaygılanmaktan alıkoymaz. Sivilceler gençler için karşı cinsle aralarındaki en büyük engel olarak algılanır.
· Gençlik çağında bir önemli sorun da boy ve kilodur. Özellikle genç kızlar güzel görünmek, kilo vermek, zayıflamak için aşırı çaba harcarlar. Anne-babanın kilonun normal olduğunu söylemesi ve rejim yapmama konusundaki uyarıları onun için hiç önemli değildir. · Gelişmiş ülkelerden farkımız, çocuklarımıza “kariyer yönlendirmesi” yapmıyor olmamızdır. Çünkü bizde olumluyu görme alışkanlığı yok.

· Gelin bundan sonra herkesin (özellikle çocuklarımızın) kabiliyetlerine göre

yönlendirme yapalım ve onların iyi ve olumlu yönlerini görelim...

Anne Babaya Tavsiyeler
· Öncelikle ebeveyn, vücudunda meydana gelecek değişiklikler konusunda genci bilgilendirmelidir. Bu bilgilendirme ergenin, bedenindeki değişim karşısında yaşayacağı şaşkınlığı hatta korku ve kaygıyı azaltacaktır.
· Ergenlik çağında, önce ellerin ve ayakların büyümesi gençlerde bir sakarlığın doğmasına neden olur. Bu sakarlık doğaldır. Yani gencin kendi elinde olan bir şey değildir. Bu sebepten ebeveyn genci sakarlığı konusunda eleştirmekten, hatta alay etmekten uzak durmalıdır.
· Gencin bu çağda bedeniyle ilgili kafasında oluşan imaj, ömür boyu devam eder. Bu yüzden çevresindekilerin bedeniyle ilgili görüşleri, eleştirileri, şakaları onun için çok önemlidir. Ebeveyn, gencin kaşı-gözü, boyu-posu ile ilgili espri yaptığını sanırken genç bundan çok etkilenir, kaygı ve kedere kapılabilir. Bu açıdan ebeveynler, çocuklarının bedensel görünüşleriyle ilgili olumsuz şeyler söylemekten kaçınmalıdır.
· Öyle ya belki çocuk matematiği sevmiyor. Belki tarih gibi sözel branşlarda başarılı olacak... Veya müzik dersi çok iyi. iyi bir müzisyen olacak, konservatuara gitmesi onun için daha iyi.

ÇOCUKLARIN DUYGUSAL GELİŞİMİ

Ergenlik Çağı Duyguları
· Buluğ çağından başlayarak ergenin duygularının yoğunluğunda artma olur. Artan bu duygu yoğunluğu, ergenin davranışlarına coşkulu tepkiler (bazen şiir, hikaye yazma, günlük tutma) olarak yansır.
· Artan duygulanımla birlikte duygularda istikrarsızlık göze çarpar. Ergenin aynı olaya bir gün ara ile gösterdiği tepkiler farklı olabilir. Genç, neşeli ve mutlu iken, çok kısa bir sürede tamamen farklı bir hale gelebilir.
· Hayal kurma bu dönemde artar. Hayallerin konusu geleceğe yönelik tasarımlar olabileceği gibi gerçekleşmesini istediği bir arzusu da olabilir.
· Kendisiyle baş başa, yalnız kalma isteği bu çağdaki kız ve erkeklerde görülen genel bir durumdur.
· Ergenlerin sevgi ve aşk gibi duyguları artmakla birlikte, bu konuda aşırılıklar gözlenebilir. Bir gün çok beğenip, göklere çıkardığı bir şey kısa bir süre sonra ergenin gözünde sönükleşebilir.
· Ergenlik çağında kaygılarda bir artış gözlenir. Bu çağda en çok görülen kaygılar ise şunlardır: o Bedensel görünüşle ilgili kaygılar. o Gelecek ile ilgili kaygılar. (Özellikle okul ve meslek seçimiyle ilgilidir. Üniversite sınavı bunların en önemlisidir) o Kendine olan güvensizlikten kaynaklanan sosyal kaygılar (topluluk karşısında konuşmaktan utanma, çabuk heyecanlanma, kızarma şeklinde) gözlenebilir.
· Aile ve arkadaş çevresiyle iletişimdeki olumsuzluklardan kaynaklanan kaygılar.

Ergenlik Dönemi Davranışları ve Ebeveyn Tepkisi
· Bebeklik çağında büyümeleri anne-baba tarafından dört gözle beklenen çocuklar, ergenlik çağına geldiklerinde “keşke hep bebek kalsalardı” dedirtecek hale gelebilirler. Belki haklı olan bu tepkilerin verilmesinin nedeni, anne-babaların çocuklarının bu çağdaki davranışları hakkında bilgisiz olmalarıdır. Anne babalar da bu dönemde huzursuzdur, çünkü; her şeyin yoluna gireceğini sandıkları bir dönemde birden bire ortaya çıkan huysuzluklara, nedensiz öfke patlamalarına anlam veremezler.Eve dilediği gibi girip çıkan, hiçbir şeyi beğenmeyen, en ılımlı uyarılara sert karşılık veren genç karşısında, soğukkanlı olmak gerçekten güçtür.
· Gence verilen öğütler, iyi niyetli sözler geri teper, böylece bir süre sonra iletişim kopar. Gencin kurallara aldırmayışı, yasaklara boş verişi, anne-babayı çileden çıkarır. “Bu evde yaşanmaz” diyerek kapıyı çarpıp çıkan genç, bir süre sonra hiçbir şey olmamış gibi eve dönebilir. Ertesi gün sınavı varken az önce ayrıldığı arkadaşıyla telefonla uzun süre konuşur, sınavı hatırlatılınca “Ben çocuk muyum, ne yaptığımı biliyorum” diyebilir.
· Bu çağda genç, ana-babaya ters gelecek sözleri seçmede ustalaşmıştır, onları eleştiri fırsatını hiç kaçırmaz, insanı deli edecek sözleri çok rahat söyler. “Okuyup da ne olacağım, futbolcular babamdan çok kazanıyor” deyiverir. Anne-babanın savundukları şeylerin tam tersini savunur, onlarla tartışmaya girmekten çekinmez. Sözgelimi babasının siyasi görüşünün tam tersini savunur; tutmadığı partiyi tutar görünür, sevmediği politikacıları göklere çıkarır, toplumu birden düzene koyacak reçeteler üretir. Sonunda baba dayanamaz; “Sen düzeni değiştireceğine, önce otur da derslerini düzene koy” der. Ama aslında gencin istediği de budur, yani baba yenik düşmüştür, çünkü gencin istediği ailesinden farklı ve bağımsız fikirlerinin olabileceğini ispatlamaktır.
· Ergenlik çağına gelen gencin gözünde anne-baba eski gizemini yitirmiştir. çocukluğunda çok üstün ve güçlü varlıklar olarak gördüğü anne-babasına artık gerçekçi bir gözle bakar. Hatta kendi kimliğini, kişiliğini bulduğunu sanan genç,
· Motivasyon, insanın istek ve ihtiyaçlarının farkına varması ve bunları gerçekleştirmek için harekete geçmesidir.
· Motivasyonu olumlu ya da olumsuz etkileyen bazı faktörler vardır. Bunlardan biri ailedir. Aile, farkında olarak ya da olmayarak, gencin motivasyon düzeyini etkiler. Bu etkileme olumlu yönde olabildiği gibi zaman zaman da olumsuz yönde olabilir. Tabii ki hiçbir anne baba, bu kadar önemli bir dönemde çocuğunun motivasyonunu olumsuz etkilemek istemez. Ancak gencin iyiliği adına yapılan bazı davranışlar ya da söylenen bazı sözler onu olumsuz etkileyebilir; motivasyonunu düşürüp, kaygı düzeyini yükseltebilir. Bu da gencin kaygılı, mutsuz ve verimsiz bir hazırlık süreci geçirmesine neden olur. Eminiz ki hiçbir anne baba çocuğuna böyle bir zarar vermek istemez.
· Bunu ispatlamak için anne-babasını, yakın çevresini sürekli eleştirir, onları küçümser ve alabildiğine bağımsız olmak ister.
· Anne-babalar işte böyle bir tablo ile karşı karşıyadırlar. çocuklarına nasıl yaklaşmaları gerektiği hakkında kafası karışmış ebeveyn için, bu konuda yapılacak yardım ve bilgilendirmeler sağlıklı bir iletişim ve huzurlu bir aile ortamı için büyük önem taşımaktadır.

Anne - Babaya Tavsiyeler
Ebeveyn şunu unutmamalıdır.
· Genç, “kendisinin bütün duyguları en yoğun biçimde yaşadığını, elemlerinin, kaygı ve sıkıntılarının derin ve sonsuz, neşesinin, sevincinin, sevgisinin, umudunun parlak, düşüncelerinin doğru ve kesin” olduğuna inanır.
· Gençlerin sağlıklı gelişmesi için onlarla sürekli ilişki içinde olunmalıdır. Kişiliklerine sevgi ve saygı göstermek gerekir. Evde anne ve babasından anlayış göremeyen, onlarla çatışma içinde olan genç, evde bulamadığı güveni arkadaş çevresinde arar; onlara daha çok bağlanır ve benimser. Arkadaşlarından ayrı kalmamak için kendisine aykırı gelen düşünce, tutum, davranış ve eylemleri bile benimseyebilir.
· Gençlerle iletişimde ilk kural, gencin tepkileri ve çelişkili davranışları karşısında soğukkanlı kalabilmektir. Genci ne pahasına olursa olsun sindirmeye kalkan anne-babalar beklenmedik çıkmazlara girebilirler. Eve geç gelen kızına bağırıp çağıran anne ve tokat atan baba, genç kendi canına kıymaya kalktığında, ya da duruma boyun eğmiş gibi görünen gencin dokuz dersten bütünlemeye kaldığını gördüğünde ne yapacağını bilemez. ·
 Gencin kimi davranışları ana-babayı çileden çıkaracak cinsten olabilir. Bu durumda öfkelenmemek elde değildir. Anne-babanın aşırı sabır göstermesi de gerekmez. Öfkeyi kabaca dışa vurmakla, öfkelendiğimizi belli etmek ayrı şeylerdir. “Bu davranışın beni çok kızdırdı” diyebiliriz. Saçma bir davranış karşısında “Sen aptalın birisin, ne zaman akıllanacaksın bilmem ki” demek yerine “Bu yaptığın saçma ve aptalca bir iş” demek daha az yaralayıcıdır.Birincisi “kişiliğe yönelmiş” bir suçlama “ikincisi davranışı eleştiren” bir sözdür.Genel bir kural olarak; eleştiriler gencin kişiliğine değil, beğenilmeyen söz ya da davranışa yöneltilmelidir. “Zaten senden başka bir şey beklenilmezdi ki”. “Sen ne zaman adam olacaksın” gibi sözler umut kırıcıdır. Genci, davranışını düzeltmeye değil, inatlaşmaya götürür.
· Gencin öfkesinden ürkerek, ondan korkarak her davranışı alttan alıp “Canım yavrum, cicim kuzum” diyerek her isteğini yerine getirmek, genci kazanmada kısa vadede etkili, ama etkisi çabuk geçen bir yöntemdir. Gençler bir yandan yerli yersiz isteklerle anne-babasının karşısına çıkarken, öte yandan içten içe dizginlenmeyi beklerler. Hoşlarına gitmese de neye niçin karşı çıktığını anlatan anne-babaya uyarlar. Bu nedenle anne-baba, kesin tutum sergilemekten çekinmemelidir. Ancak yürütemeyecekleri bir kararı da almamalıdırlar. Gencin çekişe çekişe, anne-babayı usandırarak koparacağı izni, ona baştan vermek daha uygundur.
· Bir başka önemli kural, ayrıntılar üzerinde gençle sürtüşmeye girmemektir. Saç biçimi, giyimi kuşamı, oturuşu, kalkışı gibi konuların üstünde çok durmak, gereksiz tartışmalara girmek anne-babanın genç üzerindeki otoritesini aşındırır.
· Gençlik çağında özgürlükleri artırarak gence daha geniş bir serbestlik tanımak gerekir, ama gence ev içinde değişmeyen ve herkesin uyduğu kesin kuralların olduğunu hissettirmek yerinde olur.
· Son olarak şu unutulmamalıdır; bir arada yaşayan insanların ara sıra sürtüşmeleri kaçınılmazdır. Her sağlıklı ailenin bir anlaşmazlık ve çatışma payı vardır.

ANNE-BABA VE ÖĞRENCİ ARASINDAKİ ETKİLİ İLETİŞİM

        Ergenlik çağındaki bir öğrenciye ailesinin yapabileceği en büyük yardım; onu anlamak, sorunları konusunda, yanında olduğunu hissettirebilmektir. Ancak, ne var ki bu dönemde anne-baba ile öğrenci arasındaki ilişkiler çoğu zaman olumsuz olabilmektedir. Anne-babaların sık sık “Oğlum çok değişti, eskiden hiç böyle yapmazdı” , “Kızım hiç sözümü dinlemiyor, her zaman dediklerimin tersini yapıyor” gibi yakınmalarını duymaktayız. Bu gibi yakınmalar ergenler tarafından da dile getirilmektedir. Problemin çözümü ise ebeveyn ile öğrenci arasında etkili ve sağlıklı, iletişim kurulmasından geçmektedir.

Kuşak Çatışması
Gençlerin sağlıklı gelişmesi için onlarla sürekli iletişim halinde olmak, özelliklerini bilmek, kişiliklerine saygı göstermek gereklidir. Böyle davranılmadığında gençler ile erişkinler arasında çatışma başlar. Kuşak çatışması denen bu durumda, gençler ve yetişkinler arasında ilişki kurma, etkileşim ve iletişim oluşturma olanağı bulunamaz. Gençler ile erişkinler arasında meydana gelen kuşak çatışmasının başlıca nedenleri şunlardır:
· Eve dönüş ve yemek saati
· Ders çalışma, eğlenme ve gezme zamanı
· Giyinme ve süslenme biçimi
· Arkadaş seçimi ve arkadaş ilişkileri
· Kız - erkek arkadaşlığı
· Büyüklere karşı saygı
· Gelenek, görenek ve değer yargıları
· Dünya görüşü ve fikirlerin tutarsızlığı

Kuşak çatışmasının onarılmaz boyutlara ulaşması, genç ile aileyi birbirinden koparır. Ailesiyle sağlıklı ve doyurucu ilişkiler kuramayan genç, bu gereksinimini başka kişiler ve gruplarda arar.

Gençlerin bir arkadaş grubunun olması onun kimliğini bulması, sosyalleşmesi ve kendini ifade edebilmesi için doğal olarak çok gereklidir; ancak ailesiyle kopmuş bir genç, çok farklı ve tehlikeli grupların etkisinde de kalabilmektedir.

Anne-babalar kuşak çatışmasının onarılmaz boyutlara ulaşmasını önlemek için şu ilkelere dikkat etmelidirler:
· Her şeyden önce genç, artık kendisini bir yetişkin gibi görmektedir, siz de öyle görün ve ona saygı gösterin; “Hadi ordan, daha dünkü çocuğun söylediğine bak” türü yaklaşımlardan kaçının.
· Gençlik çağına ait ruhsal, fiziksel özelliklerin neler olduğunu ve bunun gence olan etkisini öğrenip göz önünde bulundurun.
· Gencin bu dönemde birbiriyle tutarsız olan davranışları karşısında soğukkanlı olun, kırıcı ve yıkıcı tepkiler göstermeyin. · Eviniz ve ailenizle ilgili alacağınız kararlarda onun da görüşünü almaktan çekinmeyin.
· Konuşma ve tartışmalarda doğru düşündüğü, gerçeği bulup söylediği durumlarda ona hak verip, ona katıldığınızı söylemekten çekinmeyin. Bir genç, arkadaş grubuyla ilişkileri ne boyutta olursa olsun, problemleri, sıkıntıları ve sevinçlerinde ailesinin yanında olduğunu hissetmelidir. Gencin tutum ve davranışlarına yön verirken “Benim gençliğimde...” diye başlayan nutuk ve öğütlerden kaçının.
· Ona öğüt vermek yerine örnek davranışlarda bulunun.
· Tabii ki çatışmalarda gençlerin de üzerine düşen bazı görev ve sorumluluklar vardır. Gençlere şunları öğütleyebiliriz: · “Gençler bilse, yaşlılar yapabilse” deyişini unutmayınız.
· Bütün isteklerinizin hemen, tümüyle o anda gerçekleşemeyebileceğini bilin.
· Her yerde ve her zaman yetişkinlerden öğreneceğiniz bilgi ve deneyimler olduğunu kabul edin!
· Konuşma ve tartışmalarda kırıcı ve sert olmayın!
· Engeller ve sorunlar karşısında en büyük destekçinizin anne ve babanız olduğunu unutmayın! Motivasyonun sağlanmasında ailenin olumlu rol oynayabilmesinin ilk şartı, genci anlamaktır. Ne denli zor bir dönem yaşadığının farkında olmak ve bunu da gence yansıtmak gerekmektedir. Bu da ancak aile içinde "Olumlu bir iletişim ortamı" kurulmasıyla olur. Olumlu bir iletişim ortamının olduğu ailelerde, aile üyeleri birbirini anlar, olduğu gibi kabul eder, hiçbir koşula bağlı olmaksızın sever ve birbirine güvenirler. Böyle bir ortamda yetişen genç, sevildiğini, kendisine güven duyulduğunu, anlaşıldığını bilir, bu da ona güç verir.

ETKİN İLETİŞİM NASIL OLMALI?

        Çocuklar ve anne babalar arasındaki en büyük anlaşmazlıklar, gençlerin yaptığı olumsuz davranışlar sırasında oluşur. Bu durumlarda anne-baba genelde şu tepkiyi gösterir. “Sen nasıl bunu yaparsın” , “Ne laf anlamaz şeysin?” , “Ne zaman adam olacaksın?” bu gibi çıkışmalar anne-babanın kızgınlığını ifade eder. Dikkat edersek; burada- ki konuşma tarzı hep “SEN” ifadelidir. Buna “sen dili” denir. Toplumumuzda kızgınlık ifadeleri genellikle “SEN DİLİ” ile gerçekleşir.
Sen dili ile ifade edilen durumlarda kızgınlığın gerçek nedeni genellikle açıklanmaz. Sen mesajında belirgin olan şey, mesajın davranışa değil, kişiye yöneldiğidir. Genç, sen dili ile yapılan eleştirileri kişiliğine yapılmış olarak algılar. Eleştiri davranışa değil, kişiye yöneldiği için genci üzer, onurunu kırar ve onun direnip karşılık vermesine yol açar.
Bu yıkıcı ve yaralayıcı iletişim biçimine alternatif olan iletişim yöntemi ise “Ben dili” dir.
Aile, gencin zorluklarını anlamalı ve bunu ona aktarmalıdır. "Hem okulu hem dershaneyi birlikte götürmenin zor ve yorucu olduğunu biliyorum ve bu zor dönemde senin yanındayım, benden istediğin desteği vermeye hazırım." şeklinde bir ifade gencin aileye olan güvenini daha da pekiştirecektir. Anlaşıldığının farkına varan genç yaşadığı zorlukları rahatça ailesiyle paylaşacak, sorumluluklarına da daha sıkı sarılacaktır.

”Ben” Dili

Ben dili, anne babanın olumsuz davranış sırasında yaşamakta olduğu duyguları açıklayan kızgınlık ifadesidir.
“Kes şu müziğin sesini demedik mi? gibi onur kırıcı bir ifade yerine “Müzik bu kadar yüksek olunca okuduğumu anlamıyorum ve başım ağrıyor” veya “işten yorgun geldim ve bu kadar yüksek ses başımı ağrıtıyor” demek karşı tarafa kızgınlığın nedenlerini belirttiği gibi, kişiliği değil, davranışı eleştirdiği için uyulması ve dinlenmesi daha mümkündür.
Ben dilinde kendimizi ortaya koyduğumuzda karşı taraf bize verdiği değerden ötürü söylediklerimizi dinleyebilir.
Şimdi bu duruma bir örnek verelim:
Anne yorgun, akşam yemeğini hazırlamış ve birkaç defa çağırdığı halde oğlu hala masaya gelmemiş, nihayet geldiğinde anne (sen dili ile):
- Bu evi lokanta zannediyorsun galiba, ben senin hizmetçin miyim?
Ahmet bu durumda ya karşılık verir yada asık bir yüz ifadesi ile susar. Bunun yerine (ben dili ile);
“Ahmet yemeği hazırladım ve yorgunum seni sürekli çağırmak beni daha çok yoruyor, üzüyor.”

Bir başka örnek;
Odası dağınık olan Ayşe’ye;
“Ne pasaklı şeysin, senin kadar düşüncesiz birini görmedim. Şu odanın haline bak, bir şeyi de söylemeden yap” gibi suçlayıcı ve kişiliğe yönelik sen mesajı yerine;
“Odan böyle dağınık olduğu zaman toplamak zorunda kalıyorum ve yoruluyorum, bu da beni rahatsız ediyor” gibi kızgınlığın nedenlerini açıklayan ben mesajı.

Kabul edilmeyen bir davranışı etkili bir şekilde değiştirmeye yönelik ben mesajı üç bölümü içerir:
1. Kabul edilemeyen davranışın suçlayıcı olmayan tanımı
“Ne saygısız çocuksun” yerine hangi davranışın saygısızca olduğu belirtilmelidir.
“Müziği bu kadar açtığın zaman” gibi. Bu istenmeyen davranışın ne olduğunun tanımıdır.

2. Bu davranışın bizde oluşturduğu etki

“Başım ağrıyor” , “Okuduğumu anlamıyorum” gibi.

3. Olumsuz davranışın bizde meydana getirdiği duygular

“Sinirleniyorum, kızıyorum, üzülüyorum, korkuyorum” gibi.
Ben dili ile ifade edilen kızgınlıklar başkaları hakkında değerlendirme ve yorumlarımızı değil, bizim olay karşısındaki duygularımızı belirtir. Gençler duyguları çok daha yoğun yaşadıklarından, duyguların ifadesi, onların durumu daha iyi anlamasına, kendilerini anne-babalarının yerine koyabilmelerine ve dolayısıyla anne ve babada olan etkiyi fark ederek, davranışları onlar için değiştirmek istemelerine yol açabilir.
Bu tür iletişim olan ailelerde anne-baba ve gençler arasındaki sürtüşmelerin azaldığı, olayların güç gösterisinden çıkıp saygı ve sevgi eksenindeki insanlar arası ilişkiler çerçevesine girdiği görülmektedir