Eğer
herhangi bir kaynaktan size ulaşan bilgiyi, sadece aktarıldığı biçimde
korumaya çalışırsanız, istediğiniz başarıya ulaşmanız mümkün
olmayacaktır. Yapmanız gereken, aldığınız bilgileri kendiniz için
anlamlı hale getirerek öğrenmek ve kullanma gücünüzü geliştirmektir.
Böylece bilginin uzun süre korunması, doğru ve hızlı kullanılması
sağlanmış olacaktır.
Çalışmalarınızı
programlıyor musunuz?
Çalışma
sürecinizin etkili ve verimli olmasını istiyorsanız, çalışmalarınızı
programlamalısınız. Böylece başarınızı şansa bırakmamış
olursunuz. Yaşamın akışının sizi yönlendirmesine izin vermeyin,
siz yaşamın akışını yönlendirin.
Veriminizi nasıl artıracağınızı
biliyor musunuz?
Çalışmalarınızı
zamana göre programladıktan sonra bu programı uygulama aşamasına
geldiniz demektir. Uygulamada, doğru öğrenme stratejilerini etkili biçimde
kullanarak, çalışmalarınızda verimliliği arttırmalısınız.
Başarmak için nasıl çalışmalısınız?
Çalışma,
bilgileri kendine mal etmek, kazanılmış bilgileri korumak ve
kullanabilme yeterliliğini geliştirmek amacıyla yürütülen işlemler
bütünüdür.
Başarıya
ulaşabilmek için anlama ve öğrenme çalışmalarının sistemli
olarak sürdürülmesi gerekir.
Anlama
: Yeni bilgilerin
edinilmesi
Öğrenme
: Edinilen bilgilerin korunması ve kullanılabilir hale getirilmesi çalışmalarıdır.
Anlama
ve öğrenme çalışmalarını birbirine bağlı ve düzenli olarak gerçekleştirdiğinde
kalıcı bilgiye daha kolay ulaşabilirsiniz.
Çalışmalardan yeterince
sonuç almayı nasıl gerçekleştirebilirsiniz?
Çalışmalarda
verimliliği sağlayan, dersin başında kaç saat geçirildiği değil,
bu saatlerin içinin nasıl doldurulduğudur. Hedefe ulaştırıcı çalışma,
iyi düzenlenmiş bir ortamda, doğru öğrenme stratejileri
uygulanarak, düzenli tekrar ve soru çözümleri yoluyla sürdürülen
çalışmadır.
·Zaman buldukça, istek
duydukça çalışıyorsan,
·Çalışmaya başlamakta
güçlük çekiyor, çalışmalarını uzun süre sürdüremiyorsan,
·Çalışmayı zevksiz,
sıkıcı bir iş gibi değerlendiriyorsan,
Artık
verimli çalışmayı denemelisin...
Verimli çalışma nedir?
Nasıl sağlanır?
Verimli
çalışma, belirlenen hedefler doğrultusunda zamanı planlı
kullanabilme gücüdür.
Verimli
çalışma; öğrenme davranışının ayrıntılı analizini,
eksiklerin belirlenmesini ve gidermek için çözümlerin kararlılıkla
uygulanmasını gerektirir. Bunun için:
·Ulaşmak istediğin
hedef ve varolan bilgi düzeyin arasındaki mesafeyi gerçekçi biçimde
saptamalı,
·Çalışmalarında
verimliliği azaltan temel problemleri belirlemeli,
Başarıya
ulaşmak isteyen öğrencinin, zamanı, günlük olayların akışı içinde
rastlantılara bırakmadan, amacı doğrultusunda planlı olarak
kullanması gerekir.
Çalışma programı nasıl
düzenlenir?
Çalışma
programının uygulanabilir olması için gerçekçi biçimde düzenlenmesi
gerekir.
·Geçerli bir program
hazırlayabilmek için önce, günlük yaşantıda yer alan olayları ve
zaman kaybına yol açan durumları belirlemelisin.
·Haftalık programını
hazırlarken günlük etkinliklerini haftanın her günü için gözden
geçirmelisin. Okula gidiş-geliş saatlerini, çalışma ve tekrar
yapmak için ayrılacak süreleri, yemek için verilen araları,
dinlenme, gezme vb. hobiler için ayıracağın zamanı saptamalısın.
·Çalışmalarını yürütmek
için “NEYİ” “NASIL” “NE ZAMAN” çalışacağına karar
vermelisin.
"NEYİ" çalışacağım?
Çalışmalarını
yeni ve eski konuları kapsayacak şekilde düzenlemelisin.
Yeni
konularla ilgili öğrenmelerini geliştirmek, kazanılmış eski
konularla ilgili bilgilerini koruma ve kullanma gücünü artırmak için
konu tekrarı ve soru çözümü çalışmaları yapmalısın.
Neyi
çalışacağın konusunda karar vermende, konuları anımsayabilme ve
bilgilerini soru çözmede kullanabilmedeki yeterliliğin sana yol gösterecektir.
"NASIL" çalışacağım?
Bilgiyi
kullanmada yapılan hatalar, öğrenme aşamasındaki eksik uygulamaların
bir sonucudur. Bu hataların analizi hangi konuyu NASIL ÇALIŞACAĞINI
belirlemede sana yardımcı olacaktır.
Eğer
temel sorunun yeterli bilgi birikimine sahip olmamak ise,
çalışmaların her birine ayırdığın zamanı gözden geçirmelisin.
Programlı bir çalışma ile eksikliklerini giderebilirsin.
Eğer
temel sorunun bildiklerini anımsayamamak ise, tekrar alışkanlığını
gözden geçirmelisin. Düzenli tekrarlar yapmadığın için kazanmış
olduğun bilgileri kaybediyor olabilirsin.
Eğer
temel sorunun bilgileri anımsadığın halde, yorumlamakta güçlük
çekmen ise, öğrenme tekniğini gözden geçirmelisin. Bilgileri
anlamadan ezberliyor olabilirsin. Eksiğini ancak bilgileri, kendin için
anlamlı hale getirerek ve bol soru çözüp kullanma gücünü geliştirerek
giderebilirsin.
Eğer
temel sorunun konuları biliyor, ancak uygularken çok hata yapıyorsan,
çalışmalarında soru çözümüne yeterli zaman ayırmıyor
olabilirsin. Doğru ve hızlı çözüm gücüne ancak bildiğin
konularda yapacağın sürekli soru çözümü çalışmalarıyla ulaşabilirsin.
"NE ZAMAN" çalışacağım?
Gün
içinde en verimli olunan saatler çalışmaya ayrılmalıdır. Bu
saatler içinde planlanmış aralar verilerek yapılan çalışmalar,
daha etkili öğrenmeyi sağlar.
Çalışmalarını,
kısa çalışma (40-50 dk.), kısa dinlenme (10 dk.) ve yine çalışma
(40-50 dk.) şeklinde planlamalısın. Böylece dikkatinin dağılmasını
engelleyebilir, öğrenme ve anımsama gücünü artırabilirsin.
Öğrendiklerinizi çabuk
unutuyorsanız?
Belleğinize
ulaşan herhangi bir bilgiyi kendimiz için anlamlı kılmaz ve düzenli
aralıklarla tekrarlamazsak unuturuz.
Bir
öğrenme olayından sonra, öğrenilenlerle ilgili hatırlanan bilgi önce
biraz artar, sonra hızla azalır.
Tümüyle
öğrenilmiş bilgiler bile, öğrenmeden sonraki 24 saat içinde tekrar
edilmezse %70 oranında unutulur.
Düzenli
tekrar yapmayan öğrenci, daha önce öğrendiği bilgileri çok az hatırlar
ve bilgiler arasında bağlantı kurmakta güçlük çeker.
Çalışmalarında
emek ve zaman kaybını engelleyebilmek için düzenli tekrar programı
uygulamayı neden denemiyorsunuz?
Düzenli tekrar programı
nasıl uygulanır?
Tekrar
programını, hatırlanan miktarın düşmeye başladığı noktadan
itibaren şu aşamalarda uygulayabilirsin:
1.
Tekrar: Öğrenme çalışmasının
hemen sonunda yapacağın 10 dakikalık bir tekrar, hatırlanan bilginin
yaklaşık bir gün korunmasını sağlar.
2.Tekrar: Öğrenme çalışmasından yaklaşık 24 saat sonra
yapacağın 5-10 dakikalık tekrar, bilgilerini belleğinde bir hafta
kadar saklamanı sağlar.
3.
Tekrar: Öğrenmeden
sonraki bir hafta içinde yapacağın 5-10 dakikalık tekrar,
bilgilerinin yaklaşık bir ay bellekte saklanmasını sağlar.
4.
Tekrar: İlk öğrenmeden
bir ay sonra yapacağın 5-10 dakikalık son tekrar, bilgilerin uzun süreli
bellekte güçlü biçimde yerleşmesini sağlar.
UYARI:
1. tekrarı, notlarını gözden geçirme biçiminde yapmalısın. Diğer
üç tekrarda bir kağıda, hiçbir yere bakmaksızın konuyla ilgili
hatırladıklarının tümünü yazmalı ve daha sonra notlarından
kontrol ederek eksikliklerini düzeltmelisin. Her tekrar çalışmasından
sonra, konuyla ilgili sorular çözerek, tekrarlanan bilgilerin pekişmesini
sağlamalısın.
Çalışmak için yeterince
istek duymuyorsanız...
Çalışmada
isteklilik yaratan en önemli etken ulaşılmak istenen hedeftir.
Çalışmayı
daha istenir hale getirmek ve motivasyonunu arttırmak için gücün doğrultusunda
anlamlı bir hedef belirlemeli, “NEDEN ÇALIŞMALIYIM” sorusuna gerçekçi
yanıtlar aramalısın.
Çalışırken dikkatiniz
çabuk dağılıyorsa...
Yapmam
gereken ilk şey: “neyin” ve “ne sıklıkla” çalışmalarını
engellediğini belirlemektir.
·Çalışma ortamından
kaynaklanan nedenler varsa çalışma ortamını düzenlemeli, dikkat dağıtan
uyarıcıları kontrol etmelisin.
·Çalışmalarınla
birlikte yürüttüğün başka etkinlikler varsa (TV izlemek, hayal
kurmak, müzik dinlemek, vb.) bunlara çalışmalarını tamamladıktan
sonra zaman ayırmalısın.
·Çalışmalarını
planlama ve sürdürmeye bağlı nedenler varsa (uzun süreli aralıksız
çalışma, benzer dersleri veya aynı tür çalışmaları arka arkaya
sürdürme vb.) aktif öğrenme yöntemini uygulamalısın.
Çalışma programı yapıyor
ama uygulayamıyorsanız...
Çalışmaya
başlamak ve bunu verimli biçimde sürdürmek konusunda temel
etkenlerden biri, kişinin, yaşamıyla ilgili sorumluluk ve kararları
alma konusundaki istekliliğidir. Bu ise, çalışmak için “iç
disiplin” geliştirilmesini gerektirir.
Yaşamınla
ilgili sorumluluk ve kararları rastlantılara bırakmamalısın. Bu
durum çalışmanı ve başarıya ulaşmanı engelleyecektir.
Yaşamınla
ilgili sorumluluğun bütünüyle sana ait olduğunu kabul etmelisin. Böylece,
çalışmaya başlamanı ve sürdürmeni engelleyen nedenlerden hiçbiri,
seni çalışma programını uygulamaktan alıkoyamaz
Birey belki belli bir alanda her zaman başkalarını geçme gücünü
göstermeyebilir,ama kendini aşma gücüne her zaman sahiptir.
Çalışma zorluklarını yeneceğim,başarılı olacağım,başaracağım
diye başlayınız çalışmalarınıza.
Başarı esrarengiz bir tabiat hediyesi değildir.Eğitim sonunda elde
edilen bir davranış değişikliğidir,bir sonuçtur.Bu özelliği
kazanmaya çalışınız.
Başarma girişimleriniz olumsuz sonuçlanırsa girişimlerinizi ve çabalarınızı
arttırınız.Başarısızlığınızı,çabalarınızı yenileyen
uyarıcı olarak kullanınız.
Azimli olunuz "AZİM" başarı alışkanlığınıza verilmiş
bir isimdir.Korkaklıkta, başarısızlık alışkanlığının adıdır.Başarısızlık
korkunuzu yenmeye çalışınız.
Başarı alışkanlığını en iyi biçimde güçlüklerin üzerine
bina edilmiş birçok zaferlerle öğrenilir.Başarı çabalarınız sırasında
karşımıza çıkan güçlükleri yenmeyi öğrenmelisiniz. Başarısızlık
ve güçlükleri cesaretle karşılamayı öğreniniz.Okurken anlamanızı
engelleyen tüm etkenleri ortadan kaldırınız.Etkenlerden kurtulmayı
başarınız. 1.
Öğrenmeniz gereken konu için belirli bir yer ve zaman ayırınız. 2.
Her konunun özelliğine göre zaman ayırınız. 3.
Çalışmak için ayırdığınız zamanı,dikkat dağıtıcı
etkenlerle kesintiye uğratmadan kullanınız. 4.
Ödevleriniz için ayrı ve yeterli zaman ayırınız. 5.
Ödevlerinizi mümkün olduğu kadar önceden hazırlamaya gayret
ediniz. 6.
Zaman öldürmeden çalışmak için ayırdığınız zamanın
saniyelerini bile israf etmemeye özen gösteriniz. 7.
Yorulduğunuzu,artık okuduğunuzu anlamadığınızı fark ettiğinizde
dinlenmeye de zaman ayırınız. 8.
Sinema,televizyon,gezi için gereğinden fazla zaman ayırmayınız. 9.
Çalışırken kaynak kitap,yardımcı kitap,sözlük ve diğer yardımcı
kaynakları önceden hazırlayın ki;elinizi attığınızda zaman
kaybı olmasın. 10.
Bir metni ve veya konuyu ilk okuduğunuzda anlamaya çalışınız. 11.
Okuduğunuz konuyu yada metnin ana düşünce ve yan düşüncesini
bulup çıkarmaya çalışınız. 12.
Ders dinlerken,çalışırken,kitap okurken,önemli gördüğünüz
yerleri kendi cümlelerinizle not ediniz. 13.
Sessiz okumayı alışkanlık haline getiriniz.en verimli okumanın böyle
olduğunu akıldan çıkarmayınız. 14.
Bir konuyu okurken her noktasını anlayarak ilerleyiniz.Anlamakta çok
zorlandığınız kısımlar üzerinde de fazla beklemenin bir anlamı
yok,ikinci yada üçüncü tekrarda nasıl anlaşıldığına eminim
şaşıracak "ne kadar da kolaymış" demeden
edemeyeceksiniz.yalnız,okumuş olmak için okuyup kendinizi kandırmayınız. 15.
Çalışırken dikkatiniz konuda olmalı,değişik hayallerle
performansınızı düşürmeyiniz. 16.
Öğrendiklerinizi daha önce öğrendiğiniz konulara olaylara bağlayınız:
a-Konu yada olayla ilgili örnekler bulunuz.
b-Konu yada olay üzerinde düşünüz.
c-Öğrendiklerinizi uygulama imkanı olup almadığınızı araştırınız.
d-Öğrendiklerinizi hemen dersten ve çalıştıktan sonra tekrarlayınız.Çünkü
tekrar unutmayı önleyen en önemli araç.
e-Öğrendiklerinizi özetleyiniz.Sınıflandırınız,bölümlere ayırınız. 17.
Yeni bir konuyu öğrenirken önce konuyu bütün olarak okuyunuz.İkinci
okumada önemli gördüğünüz bölümler üzerinde dura dura
okuyunuz.Üçüncü kez tekrar parça ve bölümler arasında bağlar
kurarak okuyunuz. Başarılı olmak istiyorsak bunları yapmakta en
ufak bir tereddüt içerisinde olmamalıyız. 18.
Yeni öğrenilen konar üzerinde pekiştirici çalışmalar yapınız. 19.
Yorgun,uykulu,ilgisiz ve isteksizken çalışarak,en önemli hazinemiz
olan(ki her şey onunla vücut bulur)zamanımızı,israf etmeyelim.Bu
etkenleri ortadan kaldırarak çalışmamıza başlayalım. 20.
Sınavlarda düşünmenizi engelleyen kaygı ve korkulardan arınmaya
çalıştıktan sonra acele bir düşünce ile soruları cevaplamaya
çalışınız. 21.
Sınavlarda soruların karşılıklarını vermeye başlamadan önce
cevaplarını zihninizde canlandırmaya çalışınız. 22.
Soruları acele etmeden cevaplandırınız.Sınav kağıdınızı
vermeden önce tekrar gözden geçiriniz. 23.
Anlamanıza engel olan yabancı sözcük kavram ve deyimleri açıkladıktan
sonra çalışmanızı sürdürünüz. 24.
Ders konularını sınıfta öğrendikten sonra evde tekrarlayınız. 25.
Yeni öğrenilecek konulara bir gün önceden hazırlıklı gelmenizi
konuları kolay anlamanızı sağlayacaktır. 26.
Tek kitap yerine çeşitli kaynakları incelemeniz konuları derinliğine
anlamanızı sağlayacaktır. 27.
Üç dört saat sürekli çalışmak yerine birer saat aralıkla
dinlenmelerden sonra çalışmanız anlamanızı sağladığı gibi
kolaylaştıracaktır.
Sınav
kaygısı çalışma zamanını ayarlayamamanıza yol açar. Düzensizlik
oldukça da kaygı artar. Bunun için zamanınızın düzenlenmesi
gerekir. Sabahları zamanında kalkmak, yapılacak işleri listelemek,
programlı olmak ya da olmaya çalışmak, haftalık soru çözme sayıları
tespit etmek, belirli periyotlarla deneme sınavlarına girmek... gibi
sınavın çeşidine ve sizin de durumunuza göre kişisel planların
yapılması elzemdir.
Bazı kişilerde artan heyecan ve oluşan gerginlik aşırı
hareketliliğe veya donukluğa yol açabilir. Bu sebeple özellikle sınava
yakın günlerde daha çok ders çalışmak yerine; fizik
aktivitelerini artırmak, eğlenceli sporlara zaman ayırmak gerekir.
(Buna inanmanızın zor olduğunu biliyorum; ama doğrusu da bu.)
Zevk aldığımız şeylere, hoş ve zararsız alışkanlıklarımıza
hafta içinde en az birkaç saat ayırmalıyız. Açık havaya çıkmak
gerginliği azaltır. Hele bahar zamanı yürüyüş yapmanın tadı
bambaşkadır. Arkadaşlarla beraber yapılacak aktiviteler,
muhabbetler, öğrenci evlerindeki ünlü çay sohbetleri hem
dinlenmenize hem de enerjiyi artırmanıza yarar.
Bu dönemde beslenme düzeni çok önemlidir. Zihin açıyor diye şekerli
gıdalara ha bire yüklenmek yerine düzenli beslenme gerekir. Ben çikolatasız
yapamam diyenlerdenseniz sınırlı sayıda çikolata ve bunun gibi şekerli
gıdaları kullanabilirsiniz. Bu arada uzmanların B vitamini kullanılmasının
yararlı olabileceğini belirttiklerini not düşelim. B vitamini şeker
oynamalarını kontrol eder ve yorgunluk hislerini azaltırmış.
Uyku ise başlı başına önemli bir noktadır. Doktorlar uykumuzun
iki bölümden oluştuğunu; birinci bölümde bedensel, ikinci bölümde
ise ruhsal dinlenme gerçekleştiğini söylemekteler. Bu nedenle
gecelik 3–5 saatlik kısa uykunun zihinsel becerilerde bir azalmaya
yol açmadığını, ancak bu kısa uykuların sürekli biçimde böyle
devam etmesi, öğrenme, mantık yürütme, dikkat ve konsantrasyon üzerinde
olumsuz etkilere yol açtığını belirtmekteler. Ders çalışma günlerinde
zaman zaman uyku düzensizlikleri olsa da özellikle sınav öncesindeki
birkaç günde uykunun tam alınması önem arz etmektedir.
Çocukta
dikkat kusuru özellikle eğitim hayatının başlamasıyla belirgin
hale gelir. Okul öncesi dönemde de her şeyden çabuk sıkılan ve bıkan
bu çocuklar, oyuncaklardan dahi sıkılıp kısa bir süre sonra
onları parçalamayı tercih ederler. Okulun başlamasıyla birlikte
öğrenmeye karşı ilgisizdirler. Ödev yapmayı sevmez, anne/baba ve
öğretmenin zoruyla ödev yaparlar. Ödevleri yapmakta hayli zorlanırlar.
Masanın başına oturamaz, otursalar dahi çeşitli bahaneler
uydurarak (tuvalete gitme, su içme gibi) sık sık masa başından
kalkarlar. Anne /babayı ders çalışırken sürekli yanlarında
isterler. Üzerine aldıkları bir işi sürekli bitirmekte zorlanır,
bir işi bitirmeden hemen diğerine geçerler. Kendileriyle konuşulduğunda
sanki konuşanı dinlemiyormuş görüntüsü verirler. Bir komutu
birkaç defa söyledikten sonra yerine getirirler.
Sınıfta dersi takip etmedikleri gözlenir. Dışarıdan gelen uyarılarla
hemen dikkatleri dağılır. Ders dışı işlerle fazlaca ilgilenir,
elindeki kalem, defter ve oyuncak gibi malzemeyle uğraşır, dersi
takip edemezler. Derste sıkılmaları nedeniyle sınıfın dikkatini
ve huzurunu bozacak davranışlar sergileyebilirler. (derste konuşma,
arkadaşlarına laf atma ve garip asker çıkarma gibi).
Okuma ve yazma kaliteleri yaşıtlarından kötü, defter düzeni ve
yazıları bozuk olabilir. Okurken sık hata yapabilir ve cümlenin
sonunda kelime uydurmalarına rastlanabilir. Unutkandırlar. Sınıfta
sık eşya kaybetme yanında, iyi öğrendiklerini düşündüğünüz
bir bilgiyi de çabuk unutabilirler. Kendilerine uygun bir çalışma
düzeni ve sistemi geliştiremezler. Okuma ve yazmayı genellikle
sevmezler. Ders kitabı okumanın yanında hikaye ve roman türü
kitapları okumaya karşı da isteksizdirler.
Yaşanan tüm bu öğrenme zorluklarına sınavlarda dikkatsizce yapılan
hatalar eklenir. Sabırsızlıkları nedeniyle soruları hızlıca
okuma, tam okumama ve yanlış okumalara sık rastlanır. Bu nedenle
çok iyi bildikleri bir soruyu dahi yanlış cevaplayabilirler. Test sınavlarında
çeldiricilere kolaylıkla kanarlar. Özellikle ilkokula başladığı
yıllarda sınav kağıdını öncelikle vermeyi marifet sayarlar.
Sonunda bilgileri ve bildiklerinden daha azı oranında not alırlar.
Dikkat eksikliği okul öncesi dönemde pek fark edilmeyebilir. Ancak
bu çocukların bir kısmı ders dışı işlerde de çabuk sıkılma
belirtileri gösterirler. Zeka düzeyi iyi olan ve ek olarak özel öğrenme
güçlüğü olmayan çocuklar ilkokulun 3.ve 4.sınıflarına kadar
derslerde sorun yaşamayabilirler. Çalışmadıkları ve dersi iyi
takip etmedikleri halde notları kötü olmayabilir. Derslerin ağırlaşmasıyla
birlikte başarıda ciddi düşüşler yaşanmaya başlanır.
Ev içinde günlük yapmaları gereken işler konusunda sorumluluk
almak istemezler. Genellikle dağınıktırlar ve kurallardan hoşlanmazlar.
Hayatta
başarılı olmanın ölçüsü nedir? Önümüze kendimizin koyduğu
hedefler mi, yoksa başkalarının koyduğu hedefler mi? Kim bilir bu
hedefleri yakalayıp ben başarılı bir insanım diyen birçok insan
çevremizde dolaşmaktadır. Bu düşünceyle bir ömür tüketen nice
insanlar vardır. Ama kabul etmek gerekir ki hiç hedefi olmayan kişilerin
bulunduğu bir ortamda belirli bir hedefi olan ve bu hedef için çalışanlar
el üstünde tutulmaya layıktır.
İnsanlar için, hedeflere ulaşmak başarılı olmak anlamına
gelmektedir genelde. Oysa hedeflere ulaşmaktan daha önemli bir şey
var ki o da insanın potansiyelini kullanabilmesidir. Bir günde 4
saat ders çalışma potansiyeline sahip bir öğrencinin 1-2 saat çalışması
ve başka öğrencilerle kendisini kıyaslaması o öğrenci için başarısızlıkların
başlangıcıdır. İnsanlar hedef belirlerken genelde
potansiyellerine bakmadan hareket ederler. Çevrelerinde bulunan ve
kendi benzerlerinin hedefleri kendileri içinde bir hedef olmaktadır.
İstisna olarak belki bir adım daha fazlasına ulaşmak isteyenler de
çıkabilir. Ama potansiyelinin altında iş yapanlar başarısız
insanlardır. Her insan için başarı çıtası kendi potansiyelidir.
Kendi potansiyelini insanlar nasıl tespit edebilir acaba? Bu iş ne
matematikteki 4 işlemle ne de fiziksel deneylerle tespit edilir. İlkokulda
matematik dersinde zayıf not alan bir öğrenci çok güzel resim
yapama kabiliyetine sahipse ona başarısız diyebilir miyiz?
Einstein’ın matematik dersinden başarısız olduğu için liseden
atıldığını hatırlatırsak; her şeyin örgün öğretimdeki başarıyla
sınırlı olmadığını görmüş oluruz.
Sayısal derslerde başarılı olamayan bir öğrenciye ailesi ve
arkadaş çevresi tarafından mutlaka mühendislik eğitimi alması ve
üniversite sınavı için bu doğrultuda bir çalışama yapması
tavsiye edilmemelidir. Çünkü öğrenci bu derslerde başarılı
olamayıp ümitsizliğe kapıldığında onun için artık ders çalışmanın
hiçbir cazip tarafı yoktur. Okul ve okumak artık nefret edilen
kavramlardır. Oysa bu öğrenci tarih, felsefe gibi derslerde çok başarılı
biri olabilir. Bu durumda onun bu kabiliyetini geliştirmek gerekir.
Yasakçı ve ben bilirimci zihniyetle konuya yaklaşmak çözümü
olmayan yeni sorunların ortaya çıkmasına sebep olur. Elbette öğrenciye
mutlak özgürlük tanımak da doğru değildir. Yapılacak en iyi iş
onu doğru yönlendirmek bu mümkün değilse bu yönlendirmeyi
yapacak doğru insanlarla tanıştırmaktır. Aksi takdirde öğrencinin
güçlü yanını zayıflatmış oluruz.
İnsanların zayıf yanlarını güçlendirmek daha komik ne olabilir
ki? Tıpkı devekuşuna uçmayı öğretmek gibi. Devekuşu yaratılırken
onun uçuculuğu ön plana çıkarılmamış hızlı koşabilme
kabiliyeti verilmiştir. Ama biz bu durumu hep göz ardı ederiz ve çevremizdekilerin
zayıf yönlerini güçlendirmeye çalışırız. Ne acıdır ki bu
konuda başarısızlık %100’e yakındır. Zaten bu konuda bir çalışmaya
girenler ilk önce muhatabının başarısız yönlerini görürler.
Oysa o insanda kim bilir ne kabiliyetler vardır da bunu ortaya çıkaracak
bir uzman beklemektedir. İşin acı tarafı toplum olarak böyle
insanlara sahip değiliz veya onların kendilerini bize göstermelerine
izin vermiyoruz.
Çocuğunun tıp okuyup doktor olmasını isteyen anne-babalar vardır.
Özel dersler, iyi okullar, iyi dershaneler sayesinde bu hedeflerine
ulaşabilirler. Ama karşılarında ortalama bir doktor görürler.
Halbuki çocuklarının istediği bir enstrümanı çalmayı öğretecek
bir öğretmen tutarak onun belki de dünya çapında bir müzisyen
olmasını sağlayabilirler. Hiç olmazsa büyük bir hevesle bu işe
girişen çocuk mutlaka hayatta zevk alacağı bir iş yapmış
olacaktır. Çok para kazanamayabilir ama mutlu bir hayatı ve
potansiyelini kullanarak toplum içinde bir konuma gelmenin huzurunu
tatmaktadır.
Gerek yaş olarak gerekse de statü olarak önde olanlar birileri için
hep hedef tespitinde bulunurlar. Bazen de insanlar kendi kendilerine
hedef koyarlar: Liseyi bitirmek, ÖSS’yi kazanmak, bilgisayar mühendisi
olmak, Microsoft’ta çalışmak, zengin olmak,... Liseyi bitirmeden
ve ÖSS’yi kazanmadan bilgisayar mühendisi olunamaz mı? Niçin
Microsoft da ona rakip olabilecek yeni bir şirket değil? Kim bilir
belki de potansiyeli bilgisayarla amatörce uğraşacak kadardır.
Potansiyel tespiti için mutlaka geçmişe bakmak gerekir. Bir hafta,
bir ay, bir yıl belki de on yıl. Bu süre içinde ne yapıldı? Ne
yapılabilirdi? Potansiyel yeteri kadar kullanılabildi mi? Yapılan işlerin
niceliği yapılabilirlerden fazla ise kişi başarılı olduğunu
iddia edebilir. Eğer böyle değilse ortada bir başarısızlık var
demektir ve hemen gerekli tedbirler alınmalıdır. Bu iki durumun dışında
üçüncü bir durum söz konusu ise yani yapılanlarla yapılabilecek
olanlar eşit değerde ise o zaman insan yerinde sayıyor demektir. Başka
bir yaklaşımla geçmişi ile bugünü aynı olduğundan dolayı
zarardadır.
Ünlü
işadamı Sakıp Sabancı “Başarı Şimdi Aslanın Ağzında”
isimli, her sayfaya ortalama 3 satır yazının ve bir koca karikatürün
sığdığı kitabında şöyle yazmış: “Bana nakledilen bir
deyimi unutamam. Bana demişlerdi ki, ‘İnsan ölürken yaptıklarına
değil, yapamadıklarına pişman olur’. Ben bu anlatımı iyi yanıyla
benimsiyorum. Bu anlatımda insanların hayatta iken iyi şeyler
yapmalarının öneminin vurgulandığına inanıyorum.”
Sakıp Ağa doğru söylemiş, ben de bu sözü sizlerin durumuna
uyarladım: “Öğrenci sınav günü gelip çattığında o güne
kadar ne kadar çalıştığına değil, ne kadar çalışamadığına
bakar”. Sınava daha zaman varken bu hatırlatmaları yapmakla sınav
zamanında duyulacak pişmanlığı en aza indirmeye çalışıyoruz.
Her hafta bu köşeyi okuyan bir adayın hâlâ çalışmamakta ısrar
etmesi ancak “ben kazanmaktan vazgeçtim, sırf zevk olsun diye sınava
giriyorum” anlayışının sonucu olabilir.
Ben böyle güzel güzel yazarken, siz de mışıl mışıl okurken
bazılarınızın itiraz ettiğini biliyorum; “abi, ben çok çalışan
biriyim; ama bir türlü başaramıyorum”. Sakıp Sabancı aynı
kitabında Tom Peters’in bir sözünü de naklediyor: “Başarısızlık
kesinlikle iyi bir şeydir, bütün kültürlerde başarısızlığa
tahammül gösterilmesi gerekir. Hata yapa yapa yapmamayı öğrenirsiniz.”
Ziya Baran’ın Başarıyı Keşfedin isimli hacmi küçük, muhtevası
büyük kitabında ise Sweeney’in daha baba bir sözü nakledilir:
“Gerçek başarı, başarısızlık korkusunu yenebilmektir.”
Edison, Abraham Lincoln gibi ünlülerin önce nasıl başarısız
olduklarını; ama azimleri, çalışkanlıkları ve yılmamaları
sebebiyle sonunda nasıl başarıya ulaştıklarını artık cümle
alem biliyor. Yusuf El Uskari’den nakledilen bir hatırada da bir böceğin
kandile çıkmak için gece boyu uğraşmasından, kendisinin üşenmeyip
böceğin kaç kere deneme yaptığını saydığından ve yedi yüzün
üzerindeki denemeden sonra tırmanmayı başarmasından söz
edilmektedir. Tabii ki “arkadaşım, kaç sene girersen gir,
kazanamazsan ümidini kaybetme, sınava girmeye devam et” demiyorum.
Ama daha çalışma aşamasında iken bile ümitsizliğe düşenleri,
gereksiz yere stres yapanları, denemelerde bile heyecandan kalemi
eline yapışanları, cevap kağıdı düşen, terler yüzünden sırılsıklam
olanları görünce de bu örnekleri hatırlatıyorum. Bahar geldi sayılır.
Havalar ısınıyor. Günler ilerledikçe baharın rehavetini daha
fazla hissedeceksiniz. İki ayı aşkın zamanınız var ve rehavet
falan dinlemeden çalışmanız lazım. Mecbur olmadığınız
sabahlarda bile erken kalkın. Yatağın ve uykunun cazibedar
etkisinden kurtulmaya çalışın. Hemen yüzünüzü yıkayın, hatta
daha da güzeli bir duş alın. Günün bu en güzel vaktini değerlendirin.
Hâlâ bir çalışma planınız yoksa en yakın duvara gidip bir kere
kafanızı vurduktan sonra hemen plan yapın. Günlük soru çözme
limitlerinizi, hangi derse ne ağırlıkta çalışmanız gerektiğini
bir kere daha belirleyin. Boise “Ümidini kaybetmiş olanın başka
kaybedecek bir şeyi yoktur.” der. Ümidinizi kaybetmeyin. Sakin
olun, başarı sizi bekliyor.
Dr.Thomas GORDON tarafından geliştirilmiştir. Bu teknik öğretmenin
üzerindeki stresi alıp,tatlı zevklere dönüştürebilecek biryöntemdir.
Aşağıdaki 12 MADDE sorun çözerken oluşan engellerdir.
ÇÖZÜM İLETİSİ ( 1-5 ARASI): Öğretmen açısından pratiktir
ve öğrenciye tam olarak ne yapması gerektiğini söyler.
1. EMİR VERME: Çikletini hemen ağzından çıkar,at !
2. UYARMAK – GÖZDAĞI VERMEK: Eğer sıraya girmezseniz bütün gün
sizi ayakta tutarım.
3. AHLAK DERSİ VERMEK: Doğruyu yanlıştan ayırabilmelisiniz artık.
4. MANTIK YÜRÜTMEK: Kitaplar karalamak için değil,okumak içindir.
5. ÖĞÜT VERMEK, ÇÖZÜM GETİRMEK: Şimdi senin yapacağın şey,zamanını
iyi planlamak. O zaman ödevlerini bitirebilirsin.
6. AD TAKMAK, ALAY ETMEK: Bu gün maymunlar gibi davranıyorsunuz.
7. YORUMLAMAK, ÇÖZÜMLEMEK, TANI KOYMAK: Bunu dikkat çekmek için
yapıyorsun.
8. ÖVMEK, AYNI DÜŞÜNCEYİ PAYLAŞMAK, OLUMLU DEĞERLENDİRME
YAPMAK: Sen iyi bir öğrencisin,yaparsın.
9. AVUTMAK, DESTEKLEMEK: Her şey düzelecek, yarın kendini daha iyi
hissedeceksin.
10. SINAMAK, SORGUYA ÇEKMEK, ÇAPRAZ SORGULAMAK: Ödevini yapmaya ne
zaman başladın ? Ben sana bu ödevi ne zaman verdim ? Kaç gündür
ne yapıyorsun ?
11. YARGILAMAK, ELEŞTİRMEK, SUÇLAMAK: Bu sınıfta sorun çıkaran
hep sensin.
DOLAYLI İLETİ: Öğrenciye kabul edilmediğini hissettirir.
12. OYALAMAK, ALAY ETMEK, KONUYU SAPTIRMAK: Galiba bu sabah birisi
yatağının ters tarafından kalkmış.
Bu engellerin öğrenci üzerinde etkileri çok olumsuz olabilir. Öğrenciye
uymayan İYİ DEĞERLENDİRMELER ise öğrencide kızgınlık uyandırır.
Beni kandırıyor ,beni değiştirmek için söylüyor mesajını algılar.
Tüm bu engeller aynı zamanda öğretmende de olumsuz etkiler yaratır.
Öğretmen sinirli,gergin hale gelir. Hatta bazı öğretmenler bu
sorunları okul dışı çevreye de taşırlar. Ve tepki alırlar. Öğrencin
değilim diye.
Öğrencilerin
isimlerini enkısa zamanda öğrenerek her fırsatta öğrencilere
isimleriyle hitap etmeli.Öğrenciler çok etkilenip kendilerine
değer verildiğini anlayacak ve kalbe köprüler ilk günlerden
kurulacak. Bunun için ilk günler için isim kartları yapılabileceği
gibi hafızayı zorlayarak bu konuda kafayı yormak ve
ezberlemek için evde gayret göstermek daha etkili bir çözüm
olabilir.
Zil
çalar çalmaz sınıfa girip, zamanında hemen zil çalmadan
dersi bırakmak öğrencilerde her zaman olumlu izlenim bırakacaktır.Ders
zili çaldıktan sonraki her saniyede öğrencinin dikkati dağılacak
ve sıkılacaktır.Ders planı yaparken bu konuya özellikle
dikkat etmek gerekir.Planda yazdıklarınız bitmese bile
zil’e sadık kalmak öğrencinin dinlenme vaktine saygı göstermek
demektir.Öğretmen masasına koyacağınız bir saatle zaman
kontrolünü yapabilirsiniz.
Öğretmen
hem sıkı disiplinli hem de canayakın ve arkadaşca olabilir.Öğrenciler,
sınıfta istediğimizi yapabileceğimiz bir öğretmen olsun
yerine sınıfı disiplinde tutacak dersin kaynamasını
engelleyecek ve bize öğrenmeyi öğretecek bir hoca isterler.
Çocuklarınızın
sağlıklarıyla yakından ilgilenin.Özellikle Göz bozuklukları
sık rastlanan ve bazı aileler tarafından ihmal edilen en önemli
sağlık problemlerinden biridir.Velilerle irtibata geçip
problem halledilmeli.Ergenlik çağı komplikasyonları,nasıl
iyi atlatılabilir konusunda bilgilenmeli.
Sınıf
Kurallarını öğrencilerle beraber belirleyin ve uygun bir
yere asın.Okulun kendine ait kuralları yanında size göre sınıfın
yönetilmesinde faydalı olabileceğini düşündüklerinizi
maddeleştirip(öğrencilerle istişare ederek)asılabilir. Okul
kuralları ve sınıf kuralları ilk günler anlatılmalıdır.
Genel
bakmak yerine Özel bakmak bazen öğrencilerle kopan bağları
tamir edebilir.Yani konu anlatırken spesifik öğrencilerle göz
göze gelmek.
Bazı
çiçekleri övgüyle büyütebilirsiniz. Bazıları övülmekten
çok hoşlanırlar..Ağzımız yorulana kadar öğrencilerin her
yaptıklarını fırsat bilip övmek ,çalışmalarını birkaç
kat arttırabilecektir.Özellikle ilk sınıflarda..
Sınıf
içinde bağlantıyı kesmemeye dikkat etmeli.Dikkatinizi çekmiştir,
sınıf devamlı kendilerine bir şeyler söylenmesini ister, bu
sınıfa bağlı olmaktır. Konuşmayı kestiğinizde ,yanlış
sorunun nerede yanlış olduğunu araştırmaya başladığınızda
vs. sınıfta gürültü başlayacaktır .Kısacası siz konuşmayı
kesersiniz, sınıf konuşmaya başlar .Bu anormal bir durum değildir
onun için gürültü yaptıklarında çocuklara kızmak doğru
değildir.Bir yolunu bulup tekrar bağlantı kurulmalı.
Çok
yaramaz, işe yaramaz deyip bir kenara atmasak Çocukların daha
uzun seneleri var...Çocuklarımıza şefkat işi çözecektir.Bu
senfoninin yazarı olmak kolay olmasa da bunu birileri
yazacaktır. Her gün
yeni bir yaklaşımla onları çözmenin yolları araştırılmalı.
Tecrübeli
öğretmenler eğer o tecrübelerini satıyorlarsa fiyatını hiç
sormadan talip olmalı.Hala okulda dersine girmediğin öğretmenler,
var değil mi!
Yoklamalar
çok ciddi takip edilmeli.Normal öğrenci, yoklamayı takip
eden öğretmenin öğrenciyle ciddi olarak
ilgilendiğini, onu önemsediğini düşünür.
Hadiseler
üzerine sakin gidiyorsak,öğrencilerimize saygılı isek,her
ne olursa olsun adil isek ,işleri sıkı tutup disiplini sağlayabiliyorsak
onların güvenini ve saygısını kazanmışız
demektir.Negatif davranış,tehditkar tutum, saygısızca davranış,hitap,
ilişkilerimizi tamir edilemez seviyede zedeleyecektir.onların
sizden bir şeyler öğrenmesi ciddi zorlaşacaktır.Yapılan araştırmalar
korku tehdit ve heyecanın öğrenme isteğini tamamen kaçırdığını
tespit etmiştir.
Serbestce,
korkmadan fikirlerini söyleyebilecekleri,hata yapmalarının
kendilerine bir risk getirmeyeceğini bildikleri bir sınıf
ortamı öğrenme noktasında kapıları açar.
Derse
başlamadan önce tahtanın bir köşesine konuyla ilgili
enteresan soruları yazmak ve konu ilerledikçe ve yeri geldikçe
soruları cevaplamak,derse olan ilgiyi arttırabilir.
‘Zayıf
notlarınızı jurnale kurşun kalemle yazacağım,en düşük
not ortalamaya alınmaz’, türü anlaşmalar yapılarak çocukların
gönülleri kazanılabilir.Ayrıca yıl boyunca çocuk bakıcılığımı
yoksa bir şeyler öğretmek mi ? ..şeklinde bir soruyla öğrencileri
, derste öğrenim vaktine riayet etmeye çağırabilirsiniz.
Arada
bir yalnız olduğunuzda öğrencilerin sizin hakkınızda,okul
hakkında,dersiniz hakkında neler düşündüğünü düşünün.
Öğrencileriniz
şu an ne yapıyorlar? Problemleri, ailevi durumları ne alemde? Gibi
soruları sakin bir zamanınızda düşünmeniz öğrenciyi ilk gördüğünüzde
hal hatır sorma bakımından faydalı olabilecektir.Özel hayatı ile
ilgilenmeniz öğrenmesine faydası dokunduracaktır.
Disiplin Sınıf Yönetiminin sadece küçük
bir parçasıdır .Kurallarına göre yönetilen sınıflarda problem en
asgari seviyededir.Çıkan problem sizinle ise bile yine problemi
sizinle çözmeleri gerektiği terbiyesi öğrencilere anlatılmalı.
Saygılı
ve edepli bir biçimde ‘Evet ama sizinde haksız olduğunuz şöyle
bir durum da var,hocam!’ diyebilmeliler.Başları sıkıştığında
başvuru mercii,derdini anlatabileceği kişi olarak sizi ilk hal edecek
bilmeliler.
Bazen
öyle yalnız çocuklar olur ki fıtratından dolayı arkadaş edinememiş
kimi kimsesi yok,hele birde yetimse...Çölde yaşama savaşı veren bir
zayıf çiçek...
Problemi
çözerken sakin, sabırlı, saygı çerçevesinde ciddi olarak işleri
yürütüyorsanız öğrencilerden de saygı ve güven bulacaksınız.Negatif,tehdit
edici,saygı göstermez bir tavırdaysanız,aranızdaki ilişki
zedelenecektir. Öğrenciye bir şey anlatamayacak ve sizden ders öğrenemeyecektir.
Hoşgörü
tolerans birçok kapıyı açan bir anahtar olabilir.
ÖĞRENCİLERLE
SUÇLAR ARASINA ENGELLER KOYMALI
Öğrenciyi disiplinsiz yapan en önemli
hadise çocuğun yalnız başına kontrolsüz kalmasıdır.Öğrenciyi
ya siz ,ya sizin kontrol ettiğiniz bir faaliyet disiplinsizliğe engel
olmalıdır.
Öğrenciler
arası(veya öğretmen öğrenci arası) bir problem çıktığında ;
1. Meseleyle ve taraflarla alakalı bilgi toplamalı.(Öğrenciyi neler
kızdırır ne sevindirir,ev durumu, anne baba durumu ...kısacası her şey
problemin çözümünde etkili olabilir) Aranan bilgi ; a)Velilerde b)Okul
Psikoloğunda c) Bekçide d)Yemekhane elemanlarında
e)diğer öğretmen arkadaşlarda vs. de bulunabilir. 2. Problemi çözme planı yapmalı. 3. Bazen kendilerinde cevap
olabileceğinden çözüm kendilerine sorulmalı ‘Sen olsaydın
bu problemi nasıl çözerdin?’ 4.
Tecrübeli öğretmenlerle istişare etmeli. 5. Karar vermeli. Her
türlü problem teke tek görüşülerek halledilmeli ve karar vermeden
önce kesinlikle konflikt taraflarının ikiside dinlenmeli.
§Öğrencini arkadaşları
yanında utandırma,bozma.Problemini
size rahat açabileceği başka bir ortamda ikili halletmeye çalış.Problemi
aşmada nasıl yardımcı olabileceğini sor.
§Sorumluluk bilincinin ne demek
olduğunu anlat ve bu bilinci ölçmek ve pratiğini yapmak amacıyla
bazen onları yalnız bırak ama kapı önünde bekle.
§Hiçbir zaman kaba kuvvete başvurma!!!
§Ama dikkatli ol!Disiplinsizlik
gibi bir durumda öğrenciler sizin tepkinizi ölçeceklerdir.Doğru
problem çözümü yapıp, sizden esas beklediklerini vermeniz
gerekir.Yani gerektiği zaman ceza. Zaten cezayı siz vermiyorsunuz, onlar ceza yolunu seçiyorlar.
§Her ne olursa olsun öğretimi
durdurmamak!Öğrenciye kızmak için ders durdurulmamalı.
§Yakın takip etme:Yaramazlık
yapanı yakınınıza alın,yada devamlı göz kontrolünde tutmaya çalışın.Bazen
ilk sıralara oturtulabilir.
§Davranışlarını beğendiğiniz
öğrencilerin isimlerini zikredin. Aferinleyin. Ama köleniz yapmayın.
§Devamlı uyarmak
ciddi olmadığınız izlenimini verir. Bir kere uyardın arkasından gereken
yapılmalı yoksa sınıfı öğrenciler yönetmeye başlayabilirler.Yönetimi
geri almak ise dünyada en zor işlerden birisidir. Gereken yapılmalı
da yine kural çerçevesinde tabii ki yani dışarıya çıkarma,müdür
yardımcısına gönderme vb.
§Kurallara sıkı sıkıya bağlı
olmak faydalı sonuçlar getirecektir.İnsiyatifinizle bazen kontrollü
atlamalar yapılabilir. Ölçülü olsun yeter ki.
ÖĞRENCİYE
SAYGI
Öğrenci
konuşurken dinlememezlik yapma! Açık ol. Vermek istediği mesajı
önemse. Objektif davran.
Öğrencinin
özel hayatına saygı.
Dostça
hareket, tavır; korkutarak değil! Parmakla bile gösterme, işaret
etme uzaklaştırıcı olabilir. Parmakla göstererek ‘Hey
,sen!’, yerine, elin iç tarafı gösterilerek ‘Siz!’
şeklinde hitap daha pozitif olacaktır.
İsimleriyle
hitap. Çok önemli bir saygı göstergesi.
Kurallara
uyma uyarıları yerine soru sorma.’Kaldırın şunları’
,’hala ne bekliyorsunuz, bilmiyor musunuz zil çalalı kaç dakika
oldu!’Yerine
...... ‘Arkadaşlar hazır mıyız!’
Davranış
problemlerini özel görüş!Arkadaşları yanında utandırılmamalı.Öğretmenim
beni arkadaşlarımın yanında bozmayarak benim seviyemi onlar nazarında
düşürmedi.
Fiziksel
Değişiklikler Ergenlik döneminin başlangıcı kişiden kişiye değişebilir.
Ama genel olarak kızlarda 12-14 yaşları buluğ, 14 yaş sonrası
ergenlik, erkeklerde 13-15 yaş buluğ, 15 yaş sonrası ise ergenlik
dönemi olarak nitelendirilir. Fiziksel büyüme tüm vücutta farklı
hızlarda meydana gelir, önce eller ve ayaklar büyür, öyle ki
13-14 yaşlarındaki genç, erişkin çağında giyeceği ayakkabıyı
giymeye başlar. Yüzde, önce burun ve çene büyür. Kalçalar
omuzlardan önce gelişir. Kızlarda kalçalar, erkeklerde omuzlar
genişler. Bedende en son gelişen bölüm gövdedir. Bu yüzden
kollar ve bacaklar ile gövde arasında bir uyumsuzluk gözlenir.
Gelişimin Gencin Üzerindeki Etkileri
· Bu dönemde bedensel değişim gencin ilgi alanının temelini oluşturur,
yani onun için en önemli şey dış görünüşüdür. Bu yüzden
gençler vakitlerinin büyük bir kısmını ayna karşısında geçirmeye
başlarlar.
· Gencin beden yapısıyla ilgili tepkileri birbiriyle çelişkilidir.
Bir yandan beden yapısının, yüzünün çirkinleştiğini sanıp
kaygı duyar, sıkılır, üzülür hatta utanır. Öte yandan
bedenindeki değişmeleri başkalarına göstermek sergilemek ister.
Örneğin; bir taraftan sakalından utanan hatta iğrenen genç erkek,
öbür taraftan sık sık tıraş olup onları büyütmeye çalışır.
· Genç, bedensel görünümüne ait dış iletilere aşırı duyarlıdır.
Kendisiyle ilgili olan veya gencin öyle olduğunu zannettiği bir bakış,
mimik, jest ya da bir iki sözcük onu olabildiğine kaygılı, endişeli
ya da sevinçli ve neşeli yapabilir.
· Genç, kendisini çirkin olarak değerlendiriyorsa bütün bakışları,
mimikleri veya sözcükleri çirkinliğine delil olan iletiler olarak
algılar, eğer genç kendisini güzel buluyorsa aynı şekilde bunları
güzelliğiyle ilgili veriler olarak algılar.
· Sivilceler ergenin kabusudur. Sivilcelerin geçici olduğunun söylenmesi
onları kaygılanmaktan alıkoymaz. Sivilceler gençler için karşı
cinsle aralarındaki en büyük engel olarak algılanır.
· Gençlik çağında bir önemli sorun da boy ve kilodur. Özellikle
genç kızlar güzel görünmek, kilo vermek, zayıflamak için aşırı
çaba harcarlar. Anne-babanın kilonun normal olduğunu söylemesi ve
rejim yapmama konusundaki uyarıları onun için hiç önemli değildir.
· Gelişmiş ülkelerden farkımız, çocuklarımıza “kariyer yönlendirmesi”
yapmıyor olmamızdır. Çünkü bizde olumluyu görme alışkanlığı
yok.
·
Gelin bundan sonra herkesin (özellikle çocuklarımızın)
kabiliyetlerine göre
yönlendirme
yapalım ve onların iyi ve olumlu yönlerini görelim...
Anne Babaya Tavsiyeler
· Öncelikle ebeveyn, vücudunda meydana gelecek değişiklikler
konusunda genci bilgilendirmelidir. Bu bilgilendirme ergenin,
bedenindeki değişim karşısında yaşayacağı şaşkınlığı
hatta korku ve kaygıyı azaltacaktır.
· Ergenlik çağında, önce ellerin ve ayakların büyümesi gençlerde
bir sakarlığın doğmasına neden olur. Bu sakarlık doğaldır.
Yani gencin kendi elinde olan bir şey değildir. Bu sebepten ebeveyn
genci sakarlığı konusunda eleştirmekten, hatta alay etmekten uzak
durmalıdır.
· Gencin bu çağda bedeniyle ilgili kafasında oluşan imaj, ömür
boyu devam eder. Bu yüzden çevresindekilerin bedeniyle ilgili görüşleri,
eleştirileri, şakaları onun için çok önemlidir. Ebeveyn, gencin
kaşı-gözü, boyu-posu ile ilgili espri yaptığını sanırken genç
bundan çok etkilenir, kaygı ve kedere kapılabilir. Bu açıdan
ebeveynler, çocuklarının bedensel görünüşleriyle ilgili olumsuz
şeyler söylemekten kaçınmalıdır.
· Öyle ya belki çocuk matematiği sevmiyor. Belki tarih gibi sözel
branşlarda başarılı olacak... Veya müzik dersi çok iyi. iyi bir
müzisyen olacak, konservatuara gitmesi onun için daha iyi.
Ergenlik
Çağı Duyguları
· Buluğ çağından başlayarak ergenin duygularının yoğunluğunda
artma olur. Artan bu duygu yoğunluğu, ergenin davranışlarına coşkulu
tepkiler (bazen şiir, hikaye yazma, günlük tutma) olarak yansır.
· Artan duygulanımla birlikte duygularda istikrarsızlık göze çarpar.
Ergenin aynı olaya bir gün ara ile gösterdiği tepkiler farklı
olabilir. Genç, neşeli ve mutlu iken, çok kısa bir sürede tamamen
farklı bir hale gelebilir.
· Hayal kurma bu dönemde artar. Hayallerin konusu geleceğe yönelik
tasarımlar olabileceği gibi gerçekleşmesini istediği bir arzusu
da olabilir.
· Kendisiyle baş başa, yalnız kalma isteği bu çağdaki kız ve
erkeklerde görülen genel bir durumdur.
· Ergenlerin sevgi ve aşk gibi duyguları artmakla birlikte, bu
konuda aşırılıklar gözlenebilir. Bir gün çok beğenip, göklere
çıkardığı bir şey kısa bir süre sonra ergenin gözünde sönükleşebilir.
· Ergenlik çağında kaygılarda bir artış gözlenir. Bu çağda
en çok görülen kaygılar ise şunlardır: o Bedensel görünüşle
ilgili kaygılar. o Gelecek ile ilgili kaygılar. (Özellikle okul ve
meslek seçimiyle ilgilidir. Üniversite sınavı bunların en önemlisidir)
o Kendine olan güvensizlikten kaynaklanan sosyal kaygılar (topluluk
karşısında konuşmaktan utanma, çabuk heyecanlanma, kızarma şeklinde)
gözlenebilir.
· Aile ve arkadaş çevresiyle iletişimdeki olumsuzluklardan
kaynaklanan kaygılar.
Ergenlik Dönemi Davranışları ve Ebeveyn Tepkisi
· Bebeklik çağında büyümeleri anne-baba tarafından dört gözle
beklenen çocuklar, ergenlik çağına geldiklerinde “keşke hep
bebek kalsalardı” dedirtecek hale gelebilirler. Belki haklı olan
bu tepkilerin verilmesinin nedeni, anne-babaların çocuklarının bu
çağdaki davranışları hakkında bilgisiz olmalarıdır. Anne
babalar da bu dönemde huzursuzdur, çünkü; her şeyin yoluna gireceğini
sandıkları bir dönemde birden bire ortaya çıkan huysuzluklara,
nedensiz öfke patlamalarına anlam veremezler.Eve dilediği gibi
girip çıkan, hiçbir şeyi beğenmeyen, en ılımlı uyarılara sert
karşılık veren genç karşısında, soğukkanlı olmak gerçekten güçtür.
· Gence verilen öğütler, iyi niyetli sözler geri teper, böylece
bir süre sonra iletişim kopar. Gencin kurallara aldırmayışı,
yasaklara boş verişi, anne-babayı çileden çıkarır. “Bu evde
yaşanmaz” diyerek kapıyı çarpıp çıkan genç, bir süre sonra
hiçbir şey olmamış gibi eve dönebilir. Ertesi gün sınavı
varken az önce ayrıldığı arkadaşıyla telefonla uzun süre konuşur,
sınavı hatırlatılınca “Ben çocuk muyum, ne yaptığımı
biliyorum” diyebilir.
· Bu çağda genç, ana-babaya ters gelecek sözleri seçmede ustalaşmıştır,
onları eleştiri fırsatını hiç kaçırmaz, insanı deli edecek sözleri
çok rahat söyler. “Okuyup da ne olacağım, futbolcular babamdan
çok kazanıyor” deyiverir. Anne-babanın savundukları şeylerin
tam tersini savunur, onlarla tartışmaya girmekten çekinmez. Sözgelimi
babasının siyasi görüşünün tam tersini savunur; tutmadığı
partiyi tutar görünür, sevmediği politikacıları göklere çıkarır,
toplumu birden düzene koyacak reçeteler üretir. Sonunda baba
dayanamaz; “Sen düzeni değiştireceğine, önce otur da derslerini
düzene koy” der. Ama aslında gencin istediği de budur, yani baba
yenik düşmüştür, çünkü gencin istediği ailesinden farklı ve
bağımsız fikirlerinin olabileceğini ispatlamaktır.
· Ergenlik çağına gelen gencin gözünde anne-baba eski gizemini
yitirmiştir. çocukluğunda çok üstün ve güçlü varlıklar
olarak gördüğü anne-babasına artık gerçekçi bir gözle bakar.
Hatta kendi kimliğini, kişiliğini bulduğunu sanan genç,
· Motivasyon, insanın istek ve ihtiyaçlarının farkına varması
ve bunları gerçekleştirmek için harekete geçmesidir.
· Motivasyonu olumlu ya da olumsuz etkileyen bazı faktörler vardır.
Bunlardan biri ailedir. Aile, farkında olarak ya da olmayarak, gencin
motivasyon düzeyini etkiler. Bu etkileme olumlu yönde olabildiği
gibi zaman zaman da olumsuz yönde olabilir. Tabii ki hiçbir anne
baba, bu kadar önemli bir dönemde çocuğunun motivasyonunu olumsuz
etkilemek istemez. Ancak gencin iyiliği adına yapılan bazı davranışlar
ya da söylenen bazı sözler onu olumsuz etkileyebilir; motivasyonunu
düşürüp, kaygı düzeyini yükseltebilir. Bu da gencin kaygılı,
mutsuz ve verimsiz bir hazırlık süreci geçirmesine neden olur.
Eminiz ki hiçbir anne baba çocuğuna böyle bir zarar vermek
istemez.
· Bunu ispatlamak için anne-babasını, yakın çevresini sürekli
eleştirir, onları küçümser ve alabildiğine bağımsız olmak
ister.
· Anne-babalar işte böyle bir tablo ile karşı karşıyadırlar.
çocuklarına nasıl yaklaşmaları gerektiği hakkında kafası karışmış
ebeveyn için, bu konuda yapılacak yardım ve bilgilendirmeler sağlıklı
bir iletişim ve huzurlu bir aile ortamı için büyük önem taşımaktadır.
Anne - Babaya Tavsiyeler
Ebeveyn şunu unutmamalıdır.
· Genç, “kendisinin bütün duyguları en yoğun biçimde yaşadığını,
elemlerinin, kaygı ve sıkıntılarının derin ve sonsuz, neşesinin,
sevincinin, sevgisinin, umudunun parlak, düşüncelerinin doğru ve
kesin” olduğuna inanır.
· Gençlerin sağlıklı gelişmesi için onlarla sürekli ilişki içinde
olunmalıdır. Kişiliklerine sevgi ve saygı göstermek gerekir. Evde
anne ve babasından anlayış göremeyen, onlarla çatışma içinde
olan genç, evde bulamadığı güveni arkadaş çevresinde arar;
onlara daha çok bağlanır ve benimser. Arkadaşlarından ayrı
kalmamak için kendisine aykırı gelen düşünce, tutum, davranış
ve eylemleri bile benimseyebilir.
· Gençlerle iletişimde ilk kural, gencin tepkileri ve çelişkili
davranışları karşısında soğukkanlı kalabilmektir. Genci ne
pahasına olursa olsun sindirmeye kalkan anne-babalar beklenmedik çıkmazlara
girebilirler. Eve geç gelen kızına bağırıp çağıran anne ve
tokat atan baba, genç kendi canına kıymaya kalktığında, ya da
duruma boyun eğmiş gibi görünen gencin dokuz dersten bütünlemeye
kaldığını gördüğünde ne yapacağını bilemez. ·
Gencin kimi davranışları ana-babayı çileden çıkaracak
cinsten olabilir. Bu durumda öfkelenmemek elde değildir. Anne-babanın
aşırı sabır göstermesi de gerekmez. Öfkeyi kabaca dışa
vurmakla, öfkelendiğimizi belli etmek ayrı şeylerdir. “Bu davranışın
beni çok kızdırdı” diyebiliriz. Saçma bir davranış karşısında
“Sen aptalın birisin, ne zaman akıllanacaksın bilmem ki” demek
yerine “Bu yaptığın saçma ve aptalca bir iş” demek daha az
yaralayıcıdır.Birincisi “kişiliğe yönelmiş” bir suçlama
“ikincisi davranışı eleştiren” bir sözdür.Genel bir kural
olarak; eleştiriler gencin kişiliğine değil, beğenilmeyen söz ya
da davranışa yöneltilmelidir. “Zaten senden başka bir şey
beklenilmezdi ki”. “Sen ne zaman adam olacaksın” gibi sözler
umut kırıcıdır. Genci, davranışını düzeltmeye değil, inatlaşmaya
götürür.
· Gencin öfkesinden ürkerek, ondan korkarak her davranışı alttan
alıp “Canım yavrum, cicim kuzum” diyerek her isteğini yerine
getirmek, genci kazanmada kısa vadede etkili, ama etkisi çabuk geçen
bir yöntemdir. Gençler bir yandan yerli yersiz isteklerle anne-babasının
karşısına çıkarken, öte yandan içten içe dizginlenmeyi
beklerler. Hoşlarına gitmese de neye niçin karşı çıktığını
anlatan anne-babaya uyarlar. Bu nedenle anne-baba, kesin tutum
sergilemekten çekinmemelidir. Ancak yürütemeyecekleri bir kararı
da almamalıdırlar. Gencin çekişe çekişe, anne-babayı usandırarak
koparacağı izni, ona baştan vermek daha uygundur.
· Bir başka önemli kural, ayrıntılar üzerinde gençle sürtüşmeye
girmemektir. Saç biçimi, giyimi kuşamı, oturuşu, kalkışı gibi
konuların üstünde çok durmak, gereksiz tartışmalara girmek
anne-babanın genç üzerindeki otoritesini aşındırır.
· Gençlik çağında özgürlükleri artırarak gence daha geniş
bir serbestlik tanımak gerekir, ama gence ev içinde değişmeyen ve
herkesin uyduğu kesin kuralların olduğunu hissettirmek yerinde
olur.
· Son olarak şu unutulmamalıdır; bir arada yaşayan insanların
ara sıra sürtüşmeleri kaçınılmazdır. Her sağlıklı ailenin
bir anlaşmazlık ve çatışma payı vardır.
Ergenlik çağındaki bir öğrenciye ailesinin yapabileceği en büyük
yardım; onu anlamak, sorunları konusunda, yanında olduğunu
hissettirebilmektir. Ancak, ne var ki bu dönemde anne-baba ile öğrenci
arasındaki ilişkiler çoğu zaman olumsuz olabilmektedir.
Anne-babaların sık sık “Oğlum çok değişti, eskiden hiç böyle
yapmazdı” , “Kızım hiç sözümü dinlemiyor, her zaman
dediklerimin tersini yapıyor” gibi yakınmalarını duymaktayız.
Bu gibi yakınmalar ergenler tarafından da dile getirilmektedir.
Problemin çözümü ise ebeveyn ile öğrenci arasında etkili ve sağlıklı,
iletişim kurulmasından geçmektedir.
Kuşak Çatışması Gençlerin sağlıklı gelişmesi için onlarla sürekli iletişim
halinde olmak, özelliklerini bilmek, kişiliklerine saygı göstermek
gereklidir. Böyle davranılmadığında gençler ile erişkinler arasında
çatışma başlar. Kuşak çatışması denen bu durumda, gençler ve
yetişkinler arasında ilişki kurma, etkileşim ve iletişim oluşturma
olanağı bulunamaz. Gençler ile erişkinler arasında meydana gelen
kuşak çatışmasının başlıca nedenleri şunlardır:
· Eve dönüş ve yemek saati
· Ders çalışma, eğlenme ve gezme zamanı
· Giyinme ve süslenme biçimi
· Arkadaş seçimi ve arkadaş ilişkileri
· Kız - erkek arkadaşlığı
· Büyüklere karşı saygı
· Gelenek, görenek ve değer yargıları
· Dünya görüşü ve fikirlerin tutarsızlığı
Kuşak çatışmasının onarılmaz boyutlara ulaşması, genç ile
aileyi birbirinden koparır. Ailesiyle sağlıklı ve doyurucu ilişkiler
kuramayan genç, bu gereksinimini başka kişiler ve gruplarda arar.
Gençlerin bir arkadaş grubunun olması onun kimliğini bulması,
sosyalleşmesi ve kendini ifade edebilmesi için doğal olarak çok
gereklidir; ancak ailesiyle kopmuş bir genç, çok farklı ve
tehlikeli grupların etkisinde de kalabilmektedir.
Anne-babalar kuşak çatışmasının onarılmaz boyutlara ulaşmasını
önlemek için şu ilkelere dikkat etmelidirler:
· Her şeyden önce genç, artık kendisini bir yetişkin gibi görmektedir,
siz de öyle görün ve ona saygı gösterin; “Hadi ordan, daha dünkü
çocuğun söylediğine bak” türü yaklaşımlardan kaçının.
· Gençlik çağına ait ruhsal, fiziksel özelliklerin neler olduğunu
ve bunun gence olan etkisini öğrenip göz önünde bulundurun.
· Gencin bu dönemde birbiriyle tutarsız olan davranışları karşısında
soğukkanlı olun, kırıcı ve yıkıcı tepkiler göstermeyin. ·
Eviniz ve ailenizle ilgili alacağınız kararlarda onun da görüşünü
almaktan çekinmeyin.
· Konuşma ve tartışmalarda doğru düşündüğü, gerçeği bulup
söylediği durumlarda ona hak verip, ona katıldığınızı söylemekten
çekinmeyin. Bir genç, arkadaş grubuyla ilişkileri ne boyutta
olursa olsun, problemleri, sıkıntıları ve sevinçlerinde ailesinin
yanında olduğunu hissetmelidir. Gencin tutum ve davranışlarına
yön verirken “Benim gençliğimde...” diye başlayan nutuk ve öğütlerden
kaçının.
· Ona öğüt vermek yerine örnek davranışlarda bulunun.
· Tabii ki çatışmalarda gençlerin de üzerine düşen bazı görev
ve sorumluluklar vardır. Gençlere şunları öğütleyebiliriz: ·
“Gençler bilse, yaşlılar yapabilse” deyişini unutmayınız.
· Bütün isteklerinizin hemen, tümüyle o anda gerçekleşemeyebileceğini
bilin.
· Her yerde ve her zaman yetişkinlerden öğreneceğiniz bilgi ve
deneyimler olduğunu kabul edin!
· Konuşma ve tartışmalarda kırıcı ve sert olmayın!
· Engeller ve sorunlar karşısında en büyük destekçinizin anne
ve babanız olduğunu unutmayın! Motivasyonun sağlanmasında ailenin
olumlu rol oynayabilmesinin ilk şartı, genci anlamaktır. Ne denli
zor bir dönem yaşadığının farkında olmak ve bunu da gence yansıtmak
gerekmektedir. Bu da ancak aile içinde "Olumlu bir iletişim
ortamı" kurulmasıyla olur. Olumlu bir iletişim ortamının
olduğu ailelerde, aile üyeleri birbirini anlar, olduğu gibi kabul
eder, hiçbir koşula bağlı olmaksızın sever ve birbirine güvenirler.
Böyle bir ortamda yetişen genç, sevildiğini, kendisine güven
duyulduğunu, anlaşıldığını bilir, bu da ona güç verir.
Çocuklar ve anne babalar arasındaki en büyük anlaşmazlıklar, gençlerin
yaptığı olumsuz davranışlar sırasında oluşur. Bu durumlarda
anne-baba genelde şu tepkiyi gösterir. “Sen nasıl bunu yaparsın”
, “Ne laf anlamaz şeysin?” , “Ne zaman adam olacaksın?” bu
gibi çıkışmalar anne-babanın kızgınlığını ifade eder.
Dikkat edersek; burada- ki konuşma tarzı hep “SEN” ifadelidir.
Buna “sen dili” denir. Toplumumuzda kızgınlık ifadeleri
genellikle “SEN DİLİ” ile gerçekleşir.
Sen dili ile ifade edilen durumlarda kızgınlığın gerçek nedeni
genellikle açıklanmaz. Sen mesajında belirgin olan şey, mesajın
davranışa değil, kişiye yöneldiğidir. Genç, sen dili ile yapılan
eleştirileri kişiliğine yapılmış olarak algılar. Eleştiri
davranışa değil, kişiye yöneldiği için genci üzer, onurunu kırar
ve onun direnip karşılık vermesine yol açar.
Bu yıkıcı ve yaralayıcı iletişim biçimine alternatif olan iletişim
yöntemi ise “Ben dili” dir.
Aile, gencin zorluklarını anlamalı ve bunu ona aktarmalıdır.
"Hem okulu hem dershaneyi birlikte götürmenin zor ve yorucu
olduğunu biliyorum ve bu zor dönemde senin yanındayım, benden
istediğin desteği vermeye hazırım." şeklinde bir ifade
gencin aileye olan güvenini daha da pekiştirecektir. Anlaşıldığının
farkına varan genç yaşadığı zorlukları rahatça ailesiyle paylaşacak,
sorumluluklarına da daha sıkı sarılacaktır.
”Ben” Dili
Ben dili, anne babanın olumsuz davranış sırasında yaşamakta olduğu
duyguları açıklayan kızgınlık ifadesidir.
“Kes şu müziğin sesini demedik mi? gibi onur kırıcı bir ifade
yerine “Müzik bu kadar yüksek olunca okuduğumu anlamıyorum ve başım
ağrıyor” veya “işten yorgun geldim ve bu kadar yüksek ses başımı
ağrıtıyor” demek karşı tarafa kızgınlığın nedenlerini
belirttiği gibi, kişiliği değil, davranışı eleştirdiği için
uyulması ve dinlenmesi daha mümkündür.
Ben dilinde kendimizi ortaya koyduğumuzda karşı taraf bize verdiği
değerden ötürü söylediklerimizi dinleyebilir.
Şimdi bu duruma bir örnek verelim:
Anne yorgun, akşam yemeğini hazırlamış ve birkaç defa çağırdığı
halde oğlu hala masaya gelmemiş, nihayet geldiğinde anne (sen dili
ile):
- Bu evi lokanta zannediyorsun galiba, ben senin hizmetçin miyim?
Ahmet bu durumda ya karşılık verir yada asık bir yüz ifadesi ile
susar. Bunun yerine (ben dili ile);
“Ahmet yemeği hazırladım ve yorgunum seni sürekli çağırmak
beni daha çok yoruyor, üzüyor.”
Bir başka örnek;
Odası dağınık olan Ayşe’ye;
“Ne pasaklı şeysin, senin kadar düşüncesiz birini görmedim. Şu
odanın haline bak, bir şeyi de söylemeden yap” gibi suçlayıcı
ve kişiliğe yönelik sen mesajı yerine;
“Odan böyle dağınık olduğu zaman toplamak zorunda kalıyorum ve
yoruluyorum, bu da beni rahatsız ediyor” gibi kızgınlığın
nedenlerini açıklayan ben mesajı.
Kabul edilmeyen bir davranışı etkili bir şekilde değiştirmeye yönelik
ben mesajı üç bölümü içerir: 1. Kabul edilemeyen davranışın suçlayıcı olmayan tanımı
“Ne saygısız çocuksun” yerine hangi davranışın saygısızca
olduğu belirtilmelidir.
“Müziği bu kadar açtığın zaman” gibi. Bu istenmeyen davranışın
ne olduğunun tanımıdır.
2. Bu davranışın bizde oluşturduğu etki
“Başım ağrıyor” , “Okuduğumu anlamıyorum” gibi.
3. Olumsuz davranışın bizde meydana getirdiği duygular
“Sinirleniyorum, kızıyorum, üzülüyorum, korkuyorum” gibi.
Ben dili ile ifade edilen kızgınlıklar başkaları hakkında değerlendirme
ve yorumlarımızı değil, bizim olay karşısındaki duygularımızı
belirtir. Gençler duyguları çok daha yoğun yaşadıklarından,
duyguların ifadesi, onların durumu daha iyi anlamasına, kendilerini
anne-babalarının yerine koyabilmelerine ve dolayısıyla anne ve
babada olan etkiyi fark ederek, davranışları onlar için değiştirmek
istemelerine yol açabilir.
Bu tür iletişim olan ailelerde anne-baba ve gençler arasındaki sürtüşmelerin
azaldığı, olayların güç gösterisinden çıkıp saygı ve sevgi
eksenindeki insanlar arası ilişkiler çerçevesine girdiği görülmektedir